<?xml version="1.0" encoding="utf-8"?>
<rss version="2.0">
   <channel>
      <title>Dr. Erdal DUMAN</title>
      <link>http://erdalduman.com/blog/</link>
      <description>Bu blog Dr. Erdal DUMAN ve ekibince oluşturulmuştur</description>
      <language>en</language>
      <copyright>Copyright 2009</copyright>
      <lastBuildDate>Wed, 25 Mar 2009 00:35:06 +0300</lastBuildDate>
      <generator>http://www.sixapart.com/movabletype/?v=3.2ysb5-20051201</generator>
      <docs>http://blogs.law.harvard.edu/tech/rss</docs> 

            <item>
         <title>İnsülin söylenceleri</title>
         <description><![CDATA[<strong>İns&uuml;lin, ilgili s&ouml;ylentiler ve İns&uuml;linle ilgili Doğru ve Yanlış Bilinenler<br /><br /></strong>Diyabet b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyada ve &uuml;lkemizde sıklığı giderek artan bir hastalıktır. &Uuml;lkemizde her 100 yetişkinden 7.2&rsquo;i Tip 2 diyabetlidir. Şişmanlığın artması diyabetin g&ouml;r&uuml;lme yaşını &ccedil;ocukluk &ccedil;ağına kadar &ccedil;ekmiştir. Diyabetin oluşumunda genetik nedenler kadar bol kalorili beslenme ve hareketsiz yaşama bağlı kilo alımınında katkısı vardır. Tip 2 diyabette patoloji, ins&uuml;lin direnci ve/veya ins&uuml;lin eksikliğinde kaynaklanır. Şişmanlarda ins&uuml;lin direnci daha belirgindir. Zayıflarda ve uzun s&uuml;reli diyabeti olanlarda ins&uuml;lin eksikliği s&ouml;zkonusudur. Tip 1 olarak adlandırılan ve daha &ccedil;ok &ccedil;ocuklarda, gen&ccedil;lerde g&ouml;zlenen diyabet tipinde ise pankreasta ins&uuml;lin &uuml;reten h&uuml;crelerde belirgin, geriye d&ouml;n&uuml;ş&uuml; olmayan bir hasar varla birlikte ins&uuml;lin eksikliği &ccedil;ok daha belirgindir. Tip 1 diyabetlilerde, Tip 2 Diyabetlilerde kan şekerinin &ccedil;ok y&uuml;ksek seyretmesi, diyabete bağlı organ hasarlarının yerleşik olması, organ hasarının ağır seyretmesi, gebeliğin olması, ağızdan alınan ila&ccedil;larla yeterli bir kontrol&uuml;n sağlanamaması izleyen hekimde ins&uuml;lin kullanımına başlamak i&ccedil;in gerekli koşulları oluşturur. <br /><br /><br />&Uuml;lkemizde ins&uuml;lin kullanması gereken diyabetik hastalardan ancak &uuml;&ccedil;te biri ins&uuml;lin kullanmaktadır. İns&uuml;lin kullanan hastaların &ouml;nemli bir kısmında ins&uuml;lin ge&ccedil; başlanmıştır. Hekimden ve hastadan kaynaklanan ins&uuml;linin olması gerekenden az kullanımında, toplumdaki ins&uuml;linle ilgili bazı yanlış s&ouml;ylentilerin de katkısı vardır. <br /><br /><br />S&ouml;ylence; <strong>diyabet tedavisinde ins&uuml;lin kullanımı tedaviyi daha da ağırlaştırmaktadır.</strong><br /><br /><br />İns&uuml;lin, v&uuml;cudumuzda doğal olarak bulunan bir hormondur. Kan şekerinizin normal d&uuml;zeylerde seyretmesini sağlamaktadır. Diyabet tedavisinde &ouml;ncelikli ama&ccedil;; hastalıkla ilgili yeterli ve s&uuml;rekli bilgilenmeyi sağlamaktır. II. Adım d&uuml;zenli, yeterli ve zamanında beslenmedir. III. Adım d&uuml;zenli egzersiz, ideal ağırlığa ulaşma, sigara gibi toksik maddelerden ka&ccedil;ınmadır. IV. Adım d&uuml;zenli takip ve verilen tedaviye uyumdur. Haftada en az 2 g&uuml;n sabah a&ccedil;lık, sabah tokluk, &ouml;ğle ve akşam tokluk kan şekeri bakısı ve gerekirse gece ortasındaki kan şekeri takibi hedeflenen kan şekeri takip değerlerine yaklaşmamızda, şeker d&uuml;şmesinden korunmamızdan yarar sağlar. Belirli d&ouml;nemlerde ilgili uzman hekim kontrol&uuml;ne gidilmesi gereklidir. Y&uuml;ksek kan şekeri d&uuml;zeyleri s&ouml;zkonusu ise ağızdan alınan ila&ccedil;larla tedaviyi sağlamak devam ettirmek g&uuml;&ccedil;t&uuml;r. Ağızdan alınan ila&ccedil;lar ins&uuml;lin duyarlılığını artıran ve pankreasda ins&uuml;lin sekresyonunu artıranlar olmak &uuml;zere iki gruptur. Y&uuml;ksek kan şekeri durumunda (glikotoksisite) ağızdan alınan ila&ccedil;lar yetersiz veya etkisiz kalır bu durumda kurtulmanın en iyi yolu bir an &ouml;nce ins&uuml;lin tedavisine başlamaktır. İntensif tedavi olarak adlandırdığımız yoğun ins&uuml;lin tedavisinde doğaya en yakın tedavi sağlanmış olunur. Diyabet yaşı b&uuml;y&uuml;k olduğunda &ouml;zellikle 10 yıl &uuml;zerinde diyabet s&uuml;resi olanlarda, g&ouml;z kanamaları, kalp-damar hastalığı b&ouml;brek sorunları gelişenlerde ins&uuml;lin tedavisi kesinlikle gereklidir. <br /><br /><br />İns&uuml;lin tedavisine başladığımız ilk d&ouml;nemlerde eğer yeterli eğitim alınmamışsa kan şekeri takibi ve beslenmede uyumsuzluk varsa ve hastanın tedaviye uyum sıkıntısı devam ederse hedeflenen takip değerlerini yakalamamız bazen zor olabilmektedir. Şeker d&uuml;şmeleri veya y&uuml;kselmeleri g&ouml;zlenebilir. Hekim tarafından yeterli dozda ins&uuml;lin verilmemiş veya bir beslenme uzmanı tarafından beslenme eğitimi almamış olabilirsiniz. &Ouml;zellikle karışım ins&uuml;lin kullandığınızda şeker değerlerinizde y&uuml;kselmeler veya d&uuml;şmeler daha sık karşımıza &ccedil;ıkabilmektedir. <br /><br /><br />Diyabet tedavisi bir takım işidir. Hasta, hekim beslenme uzmanı, diyabet eğitim hemşiresi ve hasta yakınları bu takımın &ouml;nemli &uuml;yeleridir.<br /><br /><br /><strong>S&ouml;ylence; ins&uuml;lin tedavisi sinir hasarını g&ouml;z hasarını artırmakta, &ouml;l&uuml;me neden olmaktadır.</strong><br /><br /><br />Genelde ins&uuml;lin tedavisine başladığımız hastaların bir kısmı uzun s&uuml;reli diyabeti olan veya uzun s&uuml;relidir kan şekeri y&uuml;ksekliği olan hastalardır. &Ouml;z bakımları d&uuml;şm&uuml;şt&uuml;r. G&ouml;z kanamaları ve sinir dokusunda hasar yerleşmiştir. S&uuml;rekli ayaklarında yanma ve ağrı yakınmaları vardır. Ayaklarında damar tıkanıkları ve &uuml;lserler gelişmiştir. Uzun s&uuml;reli olarak gereken kontroller ve fizik bakılar yapılmamıştır. İns&uuml;lin başlandığında genelde ilgili tetkiklerde yapıldığından ve zaten gecikmiş olduklarından bu yakınmalar tespit edildiğinde hastalar bunu ins&uuml;lin tedavisine bağlayabilmektedirler. Bu doğru değildir. Yapılan onlarca b&uuml;y&uuml;k, kontroll&uuml;, uzun s&uuml;reli &ccedil;alışmalarda ise yoğun ins&uuml;lin tedavisi ile g&ouml;z, sinir ve b&ouml;brek hasarının azaldığı ve gerilediği g&ouml;sterilmiştir. <br /><br /><br /><strong>S&ouml;ylence; ins&uuml;lin tedavisi kilo aldırır.</strong><br /><br /><br />Bir &ccedil;ok b&uuml;y&uuml;k &ccedil;alışmada da g&ouml;sterildiği gibi ins&uuml;lin tedavisi, 1-5 kg kadar kilo aldırabilir. Ancak sıkı kan şekeri takibi, sıkı hekim veya diyabet merkezi ziyareti ve &ccedil;ok kısa etkili analog ins&uuml;lin kullanımında veya tedaviye ins&uuml;lin duyarlılaştırıcı ajanların eklenmesinde kilo alımının daha da az olduğu g&ouml;sterilmiştir. Sıkı takibin yanında beslenmenin ve egzersizin iyi izlenmesi de &ouml;nemlidir.<br /><br /><br /><strong>S&ouml;ylence; ins&uuml;lin tedavisi uygulayanlar spor yapamaz.</strong><br /><br /><br />İns&uuml;lin tedavisi alıp olimpiyat şampiyonu ve d&uuml;nya şampiyonu olan sporcular vardır. &Ouml;nemli olan d&uuml;zenli takiptir. Egzersizin yoğunluğuna g&ouml;re egzersizden &ouml;nceki ins&uuml;lin dozu azaltılır. Bu genelde 2-4 &uuml;niteden toplam dozun %20-30&rsquo; u kadarına &ccedil;ıkabilir. Gerek Tip 1 ve gerekse Tip 2 diyabetlilerde ins&uuml;lin kullanımından bağımsız olarak basit bir y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş&uuml; i&ccedil;eren egzersizi uygulamadan &ouml;nce hekimine danışması yararlıdır. Tip 1 Diyabetik eğer 15 yılını ge&ccedil;irmişse ve Tip 2 diyabetik eğer 10 yılını ge&ccedil;irmişse kesinlikle kalp a&ccedil;ısından incelenmelidir. Gerekirse bir eforlu EKG &ccedil;ekilmelidir. Retina hasarı ileri d&uuml;zeyde, ayakta &uuml;lser, tromb&uuml;s varsa, kan şekeri değerleri a&ccedil;lıkta 250 mg/dl nin &uuml;zerinde ise, belirgin bir sinir hasarı varsa veya b&ouml;brek hasarında egzersiz &ouml;nerilmez. Diyabette egzersiz, ins&uuml;lin ihtiyacını azaltığı i&ccedil;in tercih edilir.<br /><br /><br /><strong>S&ouml;ylence; ins&uuml;lin tedavisinde iğneler can acıtır.</strong><br /><br /><br />G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde, bu kesinlikle doğru değildir. Kullanılan iğne u&ccedil;ları &ccedil;ok inceltilmiştir ve slikonla kaplatılmıştır. Kesinlikle acı hissini vermez.<br /><br /><br /><br /><strong>S&ouml;ylence; ins&uuml;lin tedavisi bağımlılık yapar.</strong><br /><br /><br />Bu kesinlikle doğru değildir. İns&uuml;lin ne fiziksel ne de psikolojik bağımlılık yapmaz. İns&uuml;lin tedavisi bir yerine koyma tedavisidir. İhtiyacınız devam ettiği s&uuml;rece bu tedaviye gereksinimiz vardır. <br /><br /><br /><strong>S&ouml;ylence; ins&uuml;lin tedavisi gebelikte &ccedil;ocuğa zarar verir</strong><br /><br /><br />Bu da kesinlikle doğru değildir. Gebelikte şeker hastalığının varolması anneye ve &ccedil;ocuğa &ccedil;ok ağır zarar verebilmektedir. Bunu &ouml;nlemenin en iyi yolu intensif tedavi dediğimiz y&ouml;ntemle &ouml;ğ&uuml;nlerle birlikte ins&uuml;lin ve gece orta etkili ins&uuml;lini almak veya ins&uuml;lin pompasını kullanmaktır. Gebelikte daha sıkı kan şekeri takibini yapmak ve normale yakın A1c ve kan şekeri d&uuml;zeylerini yakalamak &ouml;nemlidir. Gebelikte şeker d&uuml;ş&uuml;r&uuml;c&uuml; haplar kullanılmaz.<br /><br /><br /><br /><strong>S&ouml;ylence; kan şekeri değerlerim y&uuml;ksek ancak beni yıllardır izleyen hekimim haplarımın dozunu artırarak tedavime devam ediyor, ins&uuml;lin kullanmama gerek yok.</strong><br /><br /><br />İns&uuml;lin tedavisini uygulamada hasta kadar hastayı izleyen hekim ve sağlık ekibinde de ins&uuml;lin tedavisine karşı diren&ccedil; olabilir. &Ouml;zellikle &uuml;lkemizde hekimin &ccedil;alışma koşulları ve yardımcı sağlık personel yetersizliği g&ouml;z&ouml;n&uuml;nde bulundurulduğunda bu diren&ccedil; daha da belirgindir. Genelde ins&uuml;line m&uuml;mk&uuml;nse &ccedil;ok daha ge&ccedil; başlanmaktadır. Ağızdan alınan ila&ccedil;lar azami dozlara &ccedil;ıkarılmaktadır. Ya da bu ila&ccedil;lara, y&uuml;ksek dozlarda &ccedil;ok uzun etkili bir ins&uuml;lin eklenmektedir. Bu kesinlikle doğru bir uygulama değildir. İns&uuml;line &ccedil;ok erken d&ouml;nemde ge&ccedil;ilmelidir. Sadece uzun etkili ins&uuml;lin başlamak yeterli değildir. &Ouml;ğ&uuml;nlerle birlikte olan kan şekeri y&uuml;ksekliğini d&uuml;zeltmek i&ccedil;in gereken kısa etkili ins&uuml;linde erken d&ouml;nemde başlanmalıdır. Her Tip 2 diyabetik hastaya ilk tanı konulduğunda yaşamının daha sonraki d&ouml;nemlerinde ins&uuml;lin tedavisine başlanabileceği s&ouml;ylenmelidir. Unutmayalım ins&uuml;lin tedavisi bir yerine koyma tedavisidir. ]]></description>
         <link>http://erdalduman.com/blog/2009/03/nsuelin_soeylenceleri.html</link>
         <guid>http://erdalduman.com/blog/2009/03/nsuelin_soeylenceleri.html</guid>
         <category></category>
         <pubDate>Wed, 25 Mar 2009 00:35:06 +0300</pubDate>
      </item>
            <item>
         <title>Kimler spor yapabilir</title>
         <description><![CDATA[<br />Bug&uuml;nlerde medya da şu başlıkları g&ouml;r&uuml;yoruz. Koşu bandında koşarken kalp krizinden &ouml;ld&uuml;, aşırı egzersiz ve hızlı kilo kaybından dolayı bulunduğu zayıflama merkezinden kalp krizi ge&ccedil;iren 18 yaşındaki gen&ccedil; kız &ouml;ld&uuml;.<br /><br />Konuyla ilişkisi olmayan bir beslenme uzmanı kalkıp spor yapmanın gereğinden bahsediyor. <br /><br />&Ccedil;ok değil bundan birka&ccedil; yıl &ouml;nce gen&ccedil; bir İzmir miletvekilini tenis oynarken kalp krizi sonrası kaybetmiştik.<br /><br />Profesyonel bir futbolcunun sahanın ortasında yere yıkıldığını g&ouml;rd&uuml;k.<br /><br />Spor ve sağlık &uuml;lkemizin sağlık g&uuml;ndemini son yıllarda işgal eden &ouml;nemli konu başlıklarındandır. Acaba spor yapmak ger&ccedil;ekten &ccedil;ok mu masum ? Herkes spor yapabilir mi ? Ne kadar spor yapabilir ?<br /><br />Hangi sporları yapabilir ? Spor yaparken neler gereklidir ? <br /><br />Herşeyden &ouml;nce kalp hastalığı, kontrols&uuml;z y&uuml;ksek tansiyonu, diyabeti olanların, ciddi ortopedik sorunları, n&ouml;rolojik ve g&ouml;rme ve diğer duyu sorunları olanların uluslarası kılavuzlara baktığımızda kesinlikle ilgili uzmanlık alanlarındaki hekimlere danıştıktan sonra bir spor aktivitesinde bulunmaları gereklidir. Ciddi tiroid sorunları b&ouml;brek &uuml;st&uuml; bezi yetmezliği olanların ve herhangi, bir nedenden dolayı yeni ameliyat olanların bir spor aktivetisi i&ccedil;in ilgili hekimlerine danışmalaır gereklidir. <br /><br />10 yılı ge&ccedil;kin diyabetik hastaların kan şekerleri d&uuml;zenli ve kontrol altında olsa da muhakkak bir kardiyoloji kons&uuml;ltasyonu ile birlikte kardiyak stres testinin uygulanmasından sonra spor konusunda ilgili hekimden bir olur alması gereklidir. <br /><br />Yetişkin nufusumuzun %10-30 arası kişide kilo,diyabet, hipertansiyon, k&ouml;t&uuml; huylu kolesterol, obezite ve kalp-damar hastalığı gibi rahatsızlıklardan bir veya birden fazlası bulunmaktadır. Sporda en &ouml;nemli engel kardiyak sorunlardır. Şeker hastalarında kontrols&uuml;z şeker, şekerin &ccedil;ok y&uuml;kselmesi veya kan şekerindeki &ccedil;ok sık inmeler-&ccedil;ıkmalar spor yapmaya engel oluşturabilir. İleri d&uuml;zeydeki şekere bağlı g&ouml;z kanamaları ve bozuklukları, sinir sistemindeki şekere bağlı tahribat (n&ouml;ropati), ayak yaraları ve b&ouml;brek yetmezliği spor yapamaya engel oluşturabilir. İleri şişmanlığa bağlı solunum sıkıntısı, eklem sorunları bazı sporların yapılmasına engel olabilir.<br /><br />Spor yapmaya başlamadan &ouml;nce herşeyden &ouml;nce bir genel muayenden ge&ccedil;ilmelidir. Kan basıncının birden &ccedil;ok &ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml; &ouml;nemlidir. Ailede daha &ouml;nce varolan kalp hastalığı &ouml;yk&uuml;s&uuml;, ani &ouml;l&uuml;m &ouml;yk&uuml;leri daha ileri inceleme i&ccedil;in hekimi uyarmalıdır. Kan şekeri kansızlık testleri, b&ouml;brek fonksiyonları, v&uuml;cut tuzları, karaciğer fonksiyonları bakılmalı, elektrokardiyografi ve gereğinde kardiyak stres testi uygulanmalıdır.<br /><br />Spor yaparken kişinin beklentileri ve zevkleri de &ouml;nemlidir. Kilo vermek i&ccedil;in y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş, koşu ve y&uuml;zme gibi sporlar &ouml;ncelikli tutulmalıdır. Kas gelişimi i&ccedil;in g&uuml;&ccedil; gerektiren sporlar ve ağırlık &ccedil;alışmaları &ouml;nemlidir. Spor programı i&ccedil;in spora başlanmadan &ouml;nce bir spor hekiminin denetiminde spor hocasından destek alınabilir.<br /><br />&Ccedil;ok sıcak ve nemli ortamlarda spor yapmaktan ka&ccedil;ınmalıyız. Aşırı trafiğin,&ccedil;evre ve hava kirliliğinin, karanlık ve loş ortamların olduğu yerlerde spordan ka&ccedil;ınmalıyız. Eğer diyabetimiz metabolik sendromuz ve kilo fazlalığımız varsa a&ccedil; karnına spor yapmaktan ka&ccedil;ınmalıyız. Yoksa kan şekerimizde ciddi d&uuml;şmeler olacaktır. Spordan &ouml;nceki &ouml;ğ&uuml;n&uuml;m&uuml;zde tatlılardan ve kan şekerini artıran gıdalardan m&uuml;mk&uuml;nse uzak durmalıyız. Spordan &ouml;nce bol sıvı &ouml;zellikle su i&ccedil;meliyiz. Eğer diyabitimiz var ve kan şekeri d&uuml;ş&uuml;r&uuml;c&uuml; ila&ccedil; ya da ins&uuml;lin kullanıyorsak ilgili ila&ccedil; ve ins&uuml;lin dozlarını d&uuml;ş&uuml;rmeliyiz. Bu ila&ccedil; dozlarını kesinlikle ilgili hekim tarafından ayarlanmalıdır. 30 dakika veya daha uzun s&uuml;ren bir spor aktivitesinde muhakak ara &ouml;ğ&uuml;n ve sıvı alınmalıdır. Spordan hemen sonra ve spordan sonraki 2. saat muhahakak kan şekerini &ouml;l&ccedil;memiz olası bir kan şekeri d&uuml;ş&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; a&ccedil;ısından &ouml;nemlidir. <br /><br />Amerikan cerrahi birliği kılavuzuna g&ouml;re kilo verimi i&ccedil;in ideal olan haftada 6 g&uuml;n toplam 2000-2500 kaloriye denk gelecek şekilde m&uuml;mk&uuml;nse g&uuml;n i&ccedil;erisinde iki ayrı periot i&ccedil;erisinde olacak şekilde 30-50 dakikayı kapsayan orta tempoda y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş veya y&uuml;zmenin başlngı&ccedil; i&ccedil;in yeterli olduğudur. Sporu haftada 6 g&uuml;n ve g&uuml;n i&ccedil;erisine yaymanın avantajı 24 saat boyunca v&uuml;cudun genel yakma kapasitesini en &uuml;st d&uuml;zeyde tutarak s&uuml;rekli bir kilo verimini sağlamasıdır. Bir obez hasta da haftada ortalama 1 kg kadar ağırlık kaybı yeterlidir. ]]></description>
         <link>http://erdalduman.com/blog/2009/03/kimler_spor_yapabilir.html</link>
         <guid>http://erdalduman.com/blog/2009/03/kimler_spor_yapabilir.html</guid>
         <category></category>
         <pubDate>Tue, 24 Mar 2009 23:27:41 +0300</pubDate>
      </item>
            <item>
         <title>su ve yaşam</title>
         <description><![CDATA[<br /><br />Su yaşamın kendisidir. Bilinen en basitinden en gelişmişine kadar b&uuml;t&uuml;n yaşam bi&ccedil;imlerinin vazge&ccedil;ilmez &ouml;ğesini su oluşturmaktadır. Yery&uuml;z&uuml;n&uuml;n % 75&rsquo;ini denizler oluşturmaktadır. Karasal alanlarda biyolojik zenginliğin en &ccedil;ok bulunduğu yerler suyun bolca bulunduğu yerlerden gelişmiştir. Bir damla kadar k&uuml;&ccedil;&uuml;k deniz, g&ouml;l veya ırmak suyunda mikroskopik olarak y&uuml;zlerce değişik canlı t&uuml;r&uuml;ne rastlamak olanaklıdır. Su yaşamın kaynağı olmakla birlikte bazende felaketlerin başlangıcı olmaktadır. Tsunamiler, seller, kirli sulardan kaynaklanan kolera, tifo gibi &ccedil;eşitli infeksiyon hastalıkları insanlık i&ccedil;in tarih boyunca tehlikeli olmuştur.<br /><br />Toplam v&uuml;cut ağırlığımızın %55-65 kadarını su oluşturur. Bu oran yaşa ve cinsiyete g&ouml;re değişmektedir. Yeni doğanlarda ve okul &ouml;ncesi &ccedil;ocuklarda bu oran %70-75 e kadar &ccedil;ıkmaktadır. V&uuml;cudumuzun en k&uuml;&ccedil;&uuml;k yapı taşı olan h&uuml;cre aslında su dolu bir keseye benzemektedir. İ&ccedil;i ve &ccedil;evresi suyla kaplıdır. H&uuml;creler kendi aralarında alışverişi ve dış ortamlarla ilişkilerini su aracılığı ile yaparlar. Toplam v&uuml;cud suyumuzun 2/3 &uuml;n&uuml; h&uuml;cre i&ccedil;i suyunu, 1/3 &uuml;n&uuml; ise h&uuml;creler arasındaki su oluşturmaktadır. H&uuml;cre dışının bir kısmını da damarlardaki sıvı oluşturmaktadır.<br /><br />V&uuml;cudumuzdaki Suyun d&uuml;zeyini korumak &ouml;nemlidir. &Uuml;lkemizde yaygın kanı ve anlayış &ccedil;ok susadıktan sonra genelde su i&ccedil;iyoruz. V&uuml;cudumuzda suyun olması gerekenden az olması &ouml;nemli sağlık sorunlarına yola&ccedil;abilir. Sussuzluğun en erken bulgusunu ağız ve boğaz kuruluğudur. İdrar miktarında azalma idrara &ccedil;ıkmada azalma, idrar renginin koyulaşması, deride ve dudaklarda kuruma diğer erken bulgularındandır. Susuzluk ihtiyacı giderilemezse başağrısı, bulantı kusma ve yaygın kas ağrısı yakınmaları ile bilin&ccedil; bulanıklığı g&ouml;zlenebilir.<br /><br />Yeterli su almadığımız takdirde barsak ve diğer sindirim sistemi sorunları da karşımıza &ccedil;ıkar. Alkoll&uuml; i&ccedil;ececekler, konsantre meyva suları ve &ccedil;ay asla doğal suyun yerini tutamaz. &Ccedil;ay idrar &ccedil;ıkışını artırabilir. Enerji i&ccedil;eren i&ccedil;ecekler ise su t&uuml;ketimini artırır.<br /><br />Sağlıklı bir cilt, canlı ve d&uuml;zg&uuml;n sa&ccedil;lar i&ccedil;in su gereklidir. Gebelikte annenin yeterli su alması &ccedil;ocuğun gelişimi ve gebeliğin sağlıklı devamı a&ccedil;ısından &ouml;nemlidir. Yeterli su alımı, annenin daha az idrar yolu infeksiyonu ile karşılaşmasına, nemli bir cilde sahip olmasına ve annnenin kendini enerjik hissetmesine yardımcı olur. Yeterli su ile hem annenin hemde bebeğin tuz dengesi korunur. Gebelikte su ihtiyacı metabolizma hızının artmasından ve bebekten dolayı artar. Yeterli su almayan gebe annelerde kas ağrıları olabilir. Erken doğum ağrıları tetiklenebilir. Gebelerin g&uuml;nde en az 8-10 bardak su i&ccedil;meleri gerekmektedir.<br /><br />Ortalama bir yetişkin insan kullandığı g&uuml;nl&uuml;k suyun &ouml;nemli bir kısmını i&ccedil;tiği su ve aldığı diğer sıvılarla almakla birlikte gıdaların i&ccedil;inde de bir miktar su almaktadır. V&uuml;cud belirli bir miktar suyuda besinlerin sindirimi sırasında kendisi &uuml;retmektedir. Alınan ve &uuml;retilen suyun hemen hemen hepsi idrar, ter, dışkı ve nefes vermekle tekrar dış ortama verilerek alınan ve atılan su arasında bir denge oluşur. Bu dengeye su dengesi denmektedir. Ortalama bir yetişkinde bu denge 2400-2500 mililitre cıvarındadır. Yetişkin bir insan i&ccedil;eceklerle 1000 ml kadar ve yiyeceklerle 1200 ml kadar su alır. Besinlerin v&uuml;cudda metabolize edilmesi ile su oluşmaktadır. Yaklaşık olarak besinlerle aldığımız 1 gram karbonhidrattan 0.6 gram su, 1 gram protein 0.4 gram su ve 1 gram yağdan ise 1 gram kadar su oluşur. Ortalama birg&uuml;nl&uuml;k toplam diyetten yaklaşık olarak 250-300 gram kadar su sağlanmaktadır. Beslenme ile aldığımız her bir kalori i&ccedil;in ortalama 1 gram su almamız gereklidir. Bu yenidoğanlarda 1.5 gram kadardır. G&uuml;nl&uuml;k olarak idrarla 1500 ml, barsaklarla 200-250 ml, akciğerlerle ise 300 ml kadar su kaybederiz.<br /><br />Aşırı sıcak havalarda, yoğun egzersiz gerektiren uğraşılarda ve ateşli hastalıklarda deri yoluyla su kaybı artar. Sıcak havalarda v&uuml;cudun kurumasını &ouml;nlemek i&ccedil;in sıvı alımını artırmak, aşırı alkol, protein ve yağ i&ccedil;eriği zengin bir beslenmeden ka&ccedil;ınmak gereklidir. Soğuk kuru hava fiziksel uğraşı ile akciğerle olan su kaybı artar. Beslenme ile olması gerekenden daha fazla proteinin ve tuzun alınması idrar yoluyla olan su kaybını artırmaktadır. Karbonhidrattan zengin beslenme ile su ihtiyacı azalmaktadır. B&ouml;brek yetmezliğinde su tutulumu artar. İshallerde ise su kaybı artar.<br /><br />Egzersiz, ateşli hastalık durumlarında su ihtiyacı artar. Her 1 saatlik egzersizle en azından 1 bardak su alınmalıdır. Fiziksel aktiviteler su ihtyacını artırır. Fiziksel aktivelerden sonra da su i&ccedil;meye devam edilmelidir. Kuru nemi az ortamlarda su ihtyacı artar. Yolculuklarda &ouml;zellikle uzun s&uuml;reli u&ccedil;akta, arabada veya trende kalınırsa su ihtiyacı artabilir. Yanımızda su bulundurmalıyız.<br /><br />V&uuml;cudumuza alınan besinlerin sindirim sisiteminde taşınması, sindirilmesi, h&uuml;crelere kadar k&uuml;&ccedil;&uuml;k besin &ouml;ğelerinin iletilmesi su aracılığıyla ger&ccedil;ekleşmektedir. Besinlerin h&uuml;crelerde enerjiye d&ouml;n&uuml;şmesinde ve oluşan artık maddelerin h&uuml;cre dışına alınıp akciğerler, b&ouml;brekler ve dışkı ile dış ortama atılmasında suya ihtiyacımız vardır. Yeterince su alınmadığı zamanlar atık maddeler b&ouml;brekler olmak &uuml;zere bir &ccedil;ok organa verebilmektedir. V&uuml;cudumuzun ısı dengesinin sağlanmasında suyun varlığı &ouml;nemlidir. V&uuml;cutta oluşan ısı fazlalığı terleme yoluyla normal d&uuml;zeyde tutulmaya &ccedil;alışılır. 1 litrelik ter ile yaklaşık olarak 600 kalorilik bir ısı kaybı sağlanır.Yaşamsal v&uuml;cud tuzlarının taşınması ve diğer bir &ccedil;ok &ouml;nemli &ouml;ğenin b&uuml;y&uuml;k bir kısmı v&uuml;cud suyunun i&ccedil;erisinde yer almaktadır.<br />V&uuml;cud suyu bir &ccedil;&ouml;zeltiye benzemekte olup yaşamsal biyokimyasal tepkimeler bu &ccedil;&ouml;zelti i&ccedil;erisinde ger&ccedil;ekleşmektedir. Normal koşularda g&uuml;nl&uuml;k 2500 ml kadar dışarıdan alınan ve metabolik olarak &uuml;retilen su miktarı denge i&ccedil;in yeterlidir. V&uuml;cud suyunun azalması ile kanın elektrolit/tuz yoğunluğunu artar. Yoğunluğun % 1 gibi k&uuml;&ccedil;&uuml;k bir oranda artması beynimizdeki susama merkezinde susuzluk duygusunu geliştirir. &Ccedil;ok hızlı sıvı ve tuz kaybının olduğu bazı ağır ishallerde susama hissi sağlanamayabilir. V&uuml;cud suyunun % 3 kaybında kan hacmi ve fiziksel performans d&uuml;şer, % 8 kayıp ile baş d&ouml;nmesi, yorgunluk, soluma g&uuml;&ccedil;l&uuml;ğ&uuml;, % 10&rsquo; luk kayıp ile kas spazmı, aşırı yorgunluk, dolaşım ve b&ouml;rek yetmezliği g&ouml;zlenir. Su kaybı &ouml;zellikle k&uuml;&ccedil;&uuml;k &ccedil;ocuklarda ve yaşlılarda ciddi hatta &ouml;l&uuml;mc&uuml;l sonu&ccedil;lara neden olabilir. % 20&rsquo;lik sıvı kaybı &ouml;l&uuml;mc&uuml;ld&uuml;r. B&ouml;yle bir durumda tuz ve şeker i&ccedil;eren sıvı verilmesi gereklidir. Aşırı su i&ccedil;mekte bazı sıkıntılara yola&ccedil;abilir. &Ouml;zellikle b&ouml;brek yetmezliği, kalp yetmezliği varsa kan basıncı y&uuml;kselebilir. Nefes almada g&uuml;&ccedil;l&uuml;k ve kalbin pompalama g&uuml;c&uuml;nde sıkıntı doğabilir.<br /><br />Susuzluğa 3 g&uuml;nden fazla dayanmamız &ccedil;ok zordur. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; suyu v&uuml;cudumuzda uzunca bir s&uuml;re tutamayız. Aşırı sıcak bir yaz ayında bu daha da zorlaşır. Kilo verme programlarında &ouml;zellikle hızlı kilo verme d&ouml;nemlerinde alınan g&uuml;nl&uuml;k su miktarı artırılmalıdır. Aşırı terleyerek, sauna ve hamamlara giderek v&uuml;cud ağırlığını d&uuml;ş&uuml;rmek sadece v&uuml;cudun suyunu d&uuml;ş&uuml;rmektir. Tehlikeli bazen de &ouml;ld&uuml;r&uuml;c&uuml; olabilir. Kilo vermek v&uuml;cudun yağ kitlesinde kaybı sağlamaktır. Metabolizma işlevleri i&ccedil;in su ihtiyacı artacağı i&ccedil;in t&uuml;keteceğimiz sıvı miktarı da artmalıdır.<br /><br />Sağlıklı olmak i&ccedil;in temiz su bulmak da &ouml;nemlidir. Suların iyi klorlanması, temizliğinden kuşku duyulan suların kaynatılması &ouml;nemlidir. Suyun mineral i&ccedil;eriğide sağlık a&ccedil;ısından &ouml;nemlidir. Diş, kemik gelişimi başta olmak &uuml;zere sudaki mineral i&ccedil;eriği &ouml;nemlidir.<br />]]></description>
         <link>http://erdalduman.com/blog/2009/03/su_ve_yaam.html</link>
         <guid>http://erdalduman.com/blog/2009/03/su_ve_yaam.html</guid>
         <category></category>
         <pubDate>Tue, 24 Mar 2009 23:25:32 +0300</pubDate>
      </item>
            <item>
         <title>Gebelik ve Diyabet Hakkında Sıkça Sorulan Sorular ve Cevapları</title>
         <description><![CDATA[<br /><br /><strong>Bende Tip 1 DM var, arkadaşımda Tip 2 dm ve kuzenimde de gebelikte ortaya &ccedil;ıkan şeker hastalığı var. Farkları nelerdir?</strong><br /><br />Gebelikte ortaya &ccedil;ıkan şeker hastalığına gestasyonel DM diyoruz. Bu hastalık t&uuml;m gebelerin %5&ndash;10 unda ortaya &ccedil;ıkmaktadır. Kilolu olmak ve anne olma yaşının artması gestasyonel DM riskini artırmıştır. Gebelik sonlandıktan sonra ortadan kalkmakladır. %10&ndash;15 inde kalıcı olarak devam edebilir. Bunların &ccedil;oğu Tip 2 DM olarak adlandırdığımız gruptandır. Gestasyonel DM i olanlarda gebelik sonrası 6. hafta 2. ay arasında şeker y&uuml;kleme testini yaptırtmak gereklidir. Gestasyonel DM i olanların %40&ndash;67 i ilerleyen yaşlarda Tip 2 DM olarak tekrar hekime başvururlar. Gestasyonel DM i olanların yakınlarında Tip 2 DM li oranı y&uuml;ksektir. Tip 1 DM bir otoimm&uuml;n hastalıktır. B&uuml;t&uuml;n diyabetlilerin i&ccedil;erisinde %1 oranındadır. Genelde &ccedil;ocukluk &ccedil;ağında başlar ve tamamen ins&uuml;lin eksikliği s&ouml;z konusudur. Pankreasta ins&uuml;lin &uuml;retimi ya hi&ccedil; yoktur ya da &ccedil;ok azdır. S&uuml;rekli olarak ins&uuml;lin eksikliği g&ouml;zlenir. Kesinlikle ins&uuml;lin tedavisi g&ouml;rmeleri gerekmektedir. Genetik ge&ccedil;iş riski tip 2 DM e g&ouml;rece &ccedil;ok daha d&uuml;ş&uuml;kt&uuml;r. Tip 2 DM genelde ileri yaşlarda ortaya &ccedil;ıkan genetik ge&ccedil;işi y&uuml;ksek olan gen&ccedil; yaşlarda da &ouml;zellikle obezitenin artışından dolayı g&ouml;r&uuml;lebilen ins&uuml;lin direnci ve ins&uuml;lin eksikliğinden kaynaklanmaktadır. Tip 1 ve Tip 2 DM kronik rahatsızlıklardır.<br /><br /><strong>Bendeki şeker hastalığı bebeğime ge&ccedil;ebilir mi?</strong><br /><br />Tip 2 DM li annelerin &ccedil;ocuklarında ileri yaşlarda diyabet olma riski %30 kadardır. Eğer anne ile birlikte baba da diyabetik ise bu risk %70 oranındadır. Tip 1 li gebelerin &ccedil;ocuklarında bur risk daha da d&uuml;ş&uuml;kt&uuml;r. <br /><br /><strong>Soru 29 yaşındayım. Gebe kalmak istiyorum ancak 15 yıldır Tip 1 DM tanısı ile izleniyorum. Gebe kalabilir miyim?</strong><br /><br />Gereken bazı koşullar ve hazırlıklar sağlandığında b&uuml;t&uuml;n diyabetik hastalar gebe kalabilirler. Gebeliğe hazırlık Tip 1 DM de tanı konulma d&ouml;nemindeki eğitimlerle başlar. <br /><br /><strong>Hangi koşullar sağlanmalıdır?</strong><br /><br />Bu hastalarımız s&uuml;rekli olarak yeterli miktarda ins&uuml;lin almadıkları zaman kısa s&uuml;re i&ccedil;erisinde ketasidoz komasına girebilirler. Ketoasidoz komasının &ouml;l&uuml;me kadar gidebilen ağır sonu&ccedil;ları vardır. İyi kontrol edilmemiş bir şeker hastalığında, uzun vadede ise k&uuml;&ccedil;&uuml;k ve b&uuml;y&uuml;k damarlarda ciddi organ hasarları g&ouml;zlenmektedir. G&ouml;zlerde retina da kanama, g&ouml;z dibinde &ouml;dem gibi. B&ouml;breklerde s&uuml;zme işlemini ger&ccedil;ekleştiren k&uuml;&ccedil;&uuml;k damarlardaki bozulma ile idrarda protein ka&ccedil;ağı, b&ouml;brek yetmezliği. Kalp, beyin ve ayak bacak damarları başta olmak &uuml;zere v&uuml;cudun b&uuml;t&uuml;n damarlarında tıkanıklar g&ouml;zlenebilmektedir. Sinirleri besleyen damarların ve sinir dokusunun zarar g&ouml;rmesi sonrası yaygın uyuşukluklar, ağrılar g&ouml;r&uuml;lebilir. Uluslar arası kılavuzlar gereği eğer bir hastada ciddi anlamda g&ouml;z damarlarında bozulma/kanama, b&ouml;brek yetmezliği, kalp-damar hastalığı ve ciddi sinir sistemi bozukluğu varsa (gastroaprezi-mide barsak sinir sistemlerinde bozulma) kesinlikle hamile kalmaları &ouml;nerilmez.<br /><br /><strong>Bu hastalara neden gebelik &ouml;nerilmez?</strong><br /><br />G&ouml;z damarlarında bozukluk ve kanama varsa gebelik ile birlikte bu tablo daha da ağırlaşabilir, kalıcı k&ouml;rl&uuml;ğe kadar ilerleyebilir. B&ouml;breklerde kalıcı yetmezliğe neden olabilir. Gebelikte diyaliz gereksinimi doğabilir. <br /><br />Kalp krizi kalp ritim sorunları, ayak ve beyne giden damarlarda tıkanma sonrası kangrenler ve fel&ccedil; g&ouml;zlenebilir. Gebelikte annede kalıcı organ hasarı, &ouml;l&uuml;m ve d&uuml;ş&uuml;k riskleri artabilir. Bu yasaklar sadece Tip 1 DM hastalar i&ccedil;in olmayıp Tip 2 DM hastalar i&ccedil;in de ge&ccedil;erlidir. Bu sorunların gebelikle birlikte ağırlaşması anne i&ccedil;in &ouml;l&uuml;mc&uuml;l olabilir. D&uuml;ş&uuml;k ve bebekte kalıcı sakatlık/anomali riskini artırır<br /><br /><strong>Taramalarımda yukarıdaki bulgular ve rahatsızlıklar yoksa gebe kalabilir miyim?</strong><br /><br />Yukarıda sayılan rahatsızlıklar diyabetli hastalarda kesinlikle gebe kalınmaması &ouml;nerilen rahatsızlıklardır. Diyabetik bir hasta gebelik planlanmadan &ouml;nceki d&ouml;nemde, 1 yıl boyunca bakılan en az 2&ndash;3 Hba1c değerinin % 6 hatta % 5 ve altında olması gerekmektedir. Gebelikten &ouml;nceki Hba1c değeri kesinlikle % 5 ve altında olması gerekmektedir.<br /><br /><strong>Gebelik &ouml;ncesi d&ouml;nemde Hba1c değeri neden d&uuml;ş&uuml;k d&uuml;zeyde sağlanmalıdır?</strong><br /><br />Yapılan &ccedil;alışmalarda Hba1c değerinin d&uuml;ş&uuml;k %6 ve d&uuml;zeyde sağlanması gebelik başlangıcındaki d&uuml;ş&uuml;k ve malformasyon/anomali gelişme riskini azaltmaktadır. Hba1c %6 ve altında olduğu takdirde şeker hastası olamayan gebelerdeki kadar risk ne kadarsa o kadar risk altındadırlar. Hba1c değerinin %8.5 ve &uuml;st&uuml; olması d&uuml;ş&uuml;k ile malformasyon/anomali riskini 3&ndash;5 kat artırmaktadır. &Ouml;zellikle organ gelişimi gebeliğin ilk 3 ayında geliştiğinden gebelik &ouml;ncesi kan şekerinin iyi d&uuml;zenlenip normal aralıklarda tutulması &ouml;nem kazanmaktadır. Bu bozukluklar tamamen uzun s&uuml;reli şekere bağlı olarak gelişmektedir. Gebelik d&ouml;neminde kan şekeri y&uuml;ksekliği ani fet&uuml;s &ouml;l&uuml;mlerine neden olmaktadır. Gebelik &ouml;ncesi sağlanan iyi kan şekeri kontrol&uuml; gebelik s&uuml;resince de devam etmelidir.<br /><br /><strong>Malformasyon ve anomali ile kastedilen bozukluklar nelerdir?</strong><br /><br />Fet&uuml;s&uuml;n d&uuml;şmesine &ouml;lmesine ve/veya kalıcı şekilde sakat doğmasına neden sakatlıklardır. Bunlar beyin gelişim kusurları, omurga/omurilik, kalp/b&uuml;y&uuml;k damar kusurları, kas-iskelet sistemi, b&ouml;brek gelişim kusurları başta olmak &uuml;zere birden &ccedil;ok organ ve sistemi tutan gelişim bozukluklarıdır. Bu bozukluklar gebelik &ouml;ncesi diyabeti olup iyi kontrol edilmeyen b&uuml;t&uuml;n şeker hastalarının gebeliklerinde g&ouml;zlenebilmektedir. Bu kusurların bazıları &ouml;zellikle kalp ileti kusurları/kapak kusurları bazen ultrason da bile saptanamayabilir.Kan şekerinin y&uuml;ksek seyretmesi gebeliğin t&uuml;m d&ouml;nemlerinde bebeğin anne karnında aniden &ouml;lme riskini artırır. <br /><br /><br /><strong>Tip 2 DM li bir hasta ağızdan alınan ila&ccedil;larla gebe kalabilir mi? Gebe kalırsa tedavisine devam edebilir mi?</strong><br /><br />Tip 2 DM li hasta ağızdan alınan şeker d&uuml;ş&uuml;r&uuml;c&uuml; ila&ccedil;lar alıyorsa ins&uuml;line ge&ccedil;ilmelidir. Gebelikte m&uuml;mk&uuml;nse şeker hapları kullanılmamaktadır. Polikistik over sendromu olan hastalarda ilk 3 ayda Metformin kullanımı ruhsatlı olup gebelik boyunca kullanımının daha iyi bir şeker kontrol&uuml;n&uuml; sağladığını g&ouml;steren &ccedil;alışmalar vardır. II. Kuşak S&uuml;lfanil&uuml;re kullanımı ile ilgili &ccedil;alışmalarda gebelikte sakatlığa neden olmadığı g&ouml;sterilmekle birlikte, kullanımı &ouml;nerilmez. S&uuml;lfanil&uuml;relerin plasentadan ge&ccedil;medikleri iddia edilse de tam doğrulanmış değildir. Gebeliğin ilerlemesi ile birlikte s&uuml;lfanil&uuml;relerin yetersiz kaldığı g&ouml;zlenmiştir. S&uuml;lfanil&uuml;relerin fototerapi ve preeklempsi riskini artırdığını g&ouml;steren &ccedil;alışmalarda vardır. Annede, asidoz şeker y&uuml;kselmeleri ve d&uuml;şmeleri daha sık g&ouml;zlenmiştir. Glitazonlar da kullanımı &ouml;nerilmemektedir. Ayrıca gebelik &ouml;ncesi Metformin ve Glitazon kullanımı yumurtlamayı artıracağı i&ccedil;in hamile kalma riskini artırır. Polikistik overli diyabetik hastalarda kullanıldıklarında gebe kalma riskinden dolayı bir doğum kontrol y&ouml;ntemi kullanılmalıdır. Zayıflama ila&ccedil;ları kullanılıyorsa ve gebelik planlanıyorsa bırakılmalıdır. Gebelikte zayıflama ila&ccedil;ları kullanılmamaktadır.<br /><br /><strong>Tip 1 DM li ve ins&uuml;lin kullanan Tip 2 DM li hastalarda hangi ins&uuml;linlerle gebelik hazırlığı yapılmalıdır?</strong><br /><br />Kısa etkili ve uzun etkili ins&uuml;lin kullanımı varsa klasik kristalize ve NPH ins&uuml;line ge&ccedil;ilmelidir. En uygunu İns&uuml;lin pompasına ge&ccedil;ip, gebelikten en az 3&ndash;6 ay &ouml;nce kullanılmaya başlanılmasıdır. İns&uuml;lin tedavisi bazal-bolus konseptine uygun olmalıdır. Bu konseptte ama&ccedil; doğal ins&uuml;lin şeklini taklit etmektir. Bir uzun etkili ins&uuml;lin ve yemeklerle birlikteki ihtiyacı karşılayacak şekilde kısa etkili ins&uuml;lin tedavisini i&ccedil;ermektedir. Karışım ins&uuml;linleri ve analog kısa/uzun etkili ins&uuml;linler pek kullanılmamaktadır, &ouml;nerilmemektedir.<br /><br /><strong>Gebelik &ouml;ncesi Hba1c takibi yeterli mi?</strong><br /><br />Hba1c değerinin dışında gebelik &ouml;ncesi hazırlık d&ouml;neminde, a&ccedil;lık/yemek &ouml;ncesi kan şekerleri 70- 100 mg/dl nin altında, 1. saat tokluğu 140 mg/dL nin altında olması &ouml;nerilmektedir. <br /><br /><strong>Gebelik &Ouml;ncesi diyabetik bir hastada kontrol edilmesi gereken diğer durumlar nelerdir?</strong><br /><br />Kilonun d&uuml;ş&uuml;r&uuml;lmesi &ouml;nemlidir. Yeme bozukluğu rahatsızlıkları varsa kesinlikle tedavi edilmelidir. Gebelikteki bulantı kusmalar ciddi sorunlara neden olabilir. Varsa kansızlığın d&uuml;zeltilmesi, idrar yolu, ayak mantarı enfeksiyonlarının tedavi edilmesi, normal d&uuml;zeyde olsa bile folik asid alınması &ouml;nemlidir. Gebelikten &ouml;nce jinekolojik fizik bakı ve ultrasonografik inceleme &ouml;nemlidir. Tip 1 DM lilerde daha belirgin olmak &uuml;zere tip 2 DM lilerde tiroid sorunları daha sık g&ouml;zlenmektedir. Gebelikten &ouml;nce TSH ve tiroid antikorları bakısı &ouml;nemlidir. Tiroidit ve hipotiroidi varsa gebelik başlanmadan &ouml;nce tedaviye alınmalıdır. Tip 1 DM illerde &Ccedil;olyak hastalığı sıklığı daha sıktır. Gerekirse &Ccedil;olyak ile ilgili tarama yapılmalıdır. Vrsa g&ouml;z rahat5sılığı kalp-damar rahatsızlığı d&uuml;zeltilmelidir. Gebelik planlanacaksa gebeliğin ilgili g&ouml;z veya kalp-damar rahatsızlığını artırıp artırmayacağı ilgili hekimlerle kons&uuml;lte edilmelidir.<br /><br /><strong>Gebelik &ouml;ncesi kolesterol y&uuml;ksekliğim var gebe kalabilir miyim? Gebelikte kolesterol d&uuml;ş&uuml;r&uuml;c&uuml; ila&ccedil;lardan kullanabilir miyim?</strong><br /><br />Gebelikte kolesterol ila&ccedil;ları kullanılmaz. Gebelikteki &ccedil;ok ciddi kolesterol y&uuml;ksekliği ve bozuklarının bazılarında pankreasta tahribatla sonu&ccedil;lanan pankreatit g&ouml;zlenebilir. <br /><br /><br /><strong>Gebelik &ouml;ncesi kan basıncı y&uuml;ksekliğim var? Gebe kalabilir miyim?</strong><br /><br />Kan basıncı y&uuml;ksekliğinin gebelikten &ouml;nceki d&ouml;nemlerde normal d&uuml;zeylerde olması sağlanmalıdır. Hedef 110&ndash;129 mm-HG/65&ndash;70 mm-HG arasında olacak şekilde sağlanmalıdır. Gebelik planlanıyorsa di&uuml;retiklerden (idrar s&ouml;kt&uuml;r&uuml;c&uuml;), m&uuml;mk&uuml;nse ACE inhibit&ouml;r&uuml; ve ARB ler olarak adlandırılan antihipertansif ila&ccedil;lardan ka&ccedil;ınılmalı ve değiştirilmelidir.. Alfametildopa ve Kalsiyum kanal blokerleri (dihidropiridin), clonidin, labetolol ve prazosisin gibi ila&ccedil;lar gebeliklerde g&uuml;venle hekim tarafından kullanılabilir.<br /><br /><br /><strong>Gebelik &ouml;ncesi fazla kiloluyum gebe kalabilir miyim?</strong><br /><br />Şeker hastalığınız yoksa gebelikten &ouml;nce kilolu olmanız gebelikte şeker hastalığı riskini artırır. Kan basıncı y&uuml;ksekliğine, idrar yolu infeksiyonlarına nende olabilir. Preeklempsi riskini artırır. V&uuml;cut kitle indeksi 27 kg/m2 ve altına &ccedil;ekilmelidir.<br /><br /><br /><strong>B&uuml;t&uuml;n gereken koşulları sağlayarak hamile kaldım. Hamilelikteki kan şeker değerlerim nasıl olmalıdır? </strong><br /><br />Tip 1 DM li ve ins&uuml;lin kullanan Tip 2 DM li iseniz m&uuml;mk&uuml;nse her g&uuml;n d&uuml;zenli kan şekeri takibi yapılmalıdır. Hedef kan şeker değerlerimiz aşağıdaki gibi olmalıdır. Ven&ouml;z plazmada;<br />&ndash; A&ccedil;lık kan şekeri &lt;95 mg/DL<br />&ndash; 1. saat KŞ &lt;140 mg/DL<br />&ndash; 2. saat KŞ &lt;120 mg/DL<br />&ndash; Gece kan şekeri 23.00&ndash;04.00 değerler 60&ndash;90 mg/DL arasında olmalıdır.<br />&ndash; A1c &lt;% 6,5 tercihen %6<br /><br />&Ouml;l&ccedil;&uuml;m sıklığı g&uuml;n i&ccedil;erisinde toplam 7&ndash;9 kez olmalıdır. Bu &ouml;l&ccedil;&uuml;m miktarı şu şekilde dağıtılabilir<strong>. </strong>1 a&ccedil;lık, 2 yemek &ouml;ncesi, 3 tokluk 1 uyumaya doğru, 1 gece (toplam 7) <br /><br />Gestasyonel DM i var ve ins&uuml;lin kullanmıyorsa g&uuml;nde 4 kez 1 a&ccedil;lık 3 tokluk haftada 2&ndash;3 g&uuml;n yeterli olabilir. &Ouml;ğ&uuml;n &ouml;ncesi 60&ndash;90 &ouml;ğ&uuml;n sonrası 120 mg/DL ve altı olarak hedeflenmelidir.<br /><br /><br /><strong>Hamilelikteki takiplerim nasıl olmalıdır? </strong><br /><br />34. haftaya kadar iki haftada 1 daha sonra haftada 1 kez kontrol genel kontrol uygundur. Gebeliğin erken d&ouml;neminde USG takibi &ouml;nerilir. 18&ndash;20. haftada 2. d&uuml;zey USG ve fetal ekokardiyografi yapılmalıdır. Aylık A1c sayımı, g&uuml;nl&uuml;k fet&uuml;s hareketlerinin sayımı &ouml;nerilir. Nonstres test, gebeliğin 32&ndash;34. haftalar arası yapılmalıdır.<br /><br />Riskli gebeliklerde; 24-saatlik idrarda incelenmesi başlangı&ccedil;ta ve her &uuml;&ccedil; aylık gebelik d&ouml;nemlerinde (protein ve idrar klirensi), Bir &ouml;ncesine ek olarak elektrokardiyografi, &uuml;rik asid, Karaciğer fonksiyon testleri, fibrinojen fibrin yıkım &uuml;r&uuml;nleri her 3 aylık gebelik d&ouml;nemlerinde tekrarlanabilir.<br /><br /><strong>Hamilelikte anomali gelişme riskim nedir? Gebelik boyunca ben bebeğim ne gibi sorunlarla karşılaşabilirim? </strong><br /><br />Hamilelik boyunca kan şekeri takibi iyi yapılmalı ve hedef değerler sağlanmalıdır. İyi tedavi edilemeyenlerde gebeliğin ilerleyen d&ouml;nemlerinde bebekte irilik (makrozomi), organ b&uuml;y&uuml;mesi (vizeromegali), doğum eylemi sırasında g&ouml;r&uuml;lebilecek travmalar s&ouml;z konusudur. Omuz distosisi, Erb paralizisi, diafragma felci, y&uuml;z felci, beyin felci, beyinde g&ouml;zlerde ve i&ccedil; organlarda kanamalar. Solunum sıkıntısı, solunum bozukluğu g&ouml;zlenebilir. Bazı metabolik bozukluklar &ccedil;ocuk doğduktan sonra ciddi sıkıntılar doğurabilir. Uzamış sarılık, şeker d&uuml;şmesi (hipoglisemi), hipokalsemi (kalsiyum d&uuml;ş&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;), eritrositoz g&ouml;zlenebilir. <br /><br />Annede ise infeksiyonlara yatkınlık &ouml;zellikle idrar yolu infeksiyonları g&ouml;zlenebilir. Annede y&uuml;ksek tansiyon varsa artabilir. Ya da ilk defa y&uuml;ksek kan basıncı &ccedil;ıkabilir. Preeklempsi dediğimiz annenin ve bebeğin yaşamını ciddi anlamda tehdit eden gebelik zehirlenmesi g&ouml;zlenebilir.<br /><br /><strong>Gebelikte ketoasidoza girebilir miyim?</strong><br /><br />İyi yapılmayan kan şekeri takibi sonucu annede ciddi şeker d&uuml;şmeleri anne ve bebeğe zarar verebilir. Kan şekerinin y&uuml;ksek seyretmesi bebekte ani &ouml;l&uuml;mleri artırmaktadır. Y&uuml;ksek kan şekeri ketoasidoza neden olmaktadır. Gebelikte &ccedil;ok daha d&uuml;ş&uuml;k kan şekerleri ile (250 mg/dL ve altında) ketoasidoz g&ouml;zlenebilmektedir. Ketoasidoz ciddi olup bebekte %10 oranında &ouml;l&uuml;me neden olabilmektedir. Tip 1 DM li bebeklerde %5-10 oranında g&ouml;zlenebilmektedir. Ketoasidozun en &ouml;nemli nedenleri gebelik sırasında Tip 1 DM yeni başlamış olabilir. İnfeksiyon &ouml;zellikle idrar yolu infeksiyonları neden olabilir. Pompa kullanıyorsa pompaya bağlı mekanik sorunlar neden olabilir. Kortikosteroid ve beta mimetik ila&ccedil; kullanımı neden olabilir. <br /><br /><br /><strong>Gebelik boyunca ins&uuml;lin dozlarım nasıl olmalıdır?</strong><br /><br />&bull; Pregestasyonel diyabetliler ile AKŞ &gt;95 mg/DL, 1. saat kan şekeri:140 mg/dL 2. saat KŞ &gt;140 mg/DL olan GDM olgularında bazal-bolus ins&uuml;lin tedavisi uygulanır<br />&bull; G&uuml;nde 3 doz toplam dozun 4/6 si sabah (2/3 NPH + 1/3 reg&uuml;ler), 1/6 sı akşam (1/2 NPH +1/3 reg&uuml;ler) ve 1/6 sı gece tamamı NPH olacak şekilde verilir<br />&bull; G&uuml;nde 4 doz yemek &ouml;ncelerinde g&uuml;nde 3 kez reg&uuml;ler ve gece (veya sabah ile akşam) NPH ins&uuml;lin verilebilir<br /><br /><strong>Gebelikte beslenme nasıl olmalıdır?</strong><br /><br />&bull; 3 ana &ouml;ğ&uuml;n ve ara &ouml;ğ&uuml;nler olmalı (3 ana 4 ara toplam 7 &ouml;ğ&uuml;n)<br />&bull; Karbonhidrat kontrol altında olmalı (toplamın %35&ndash;45, 45&ndash;50), &gt;200 gram/g&uuml;n<br />&bull; Protein %18&ndash;20 20&ndash;25 (1&ndash;1,5 gram/KG/g&uuml;n)<br />&bull; Liften zengin karbonhidrat<br />&bull; D&uuml;ş&uuml;k doymuş yağlar olmalı, toplam yağ %30&ndash;35, 35&ndash;40 (40&ndash;60 gram/g&uuml;n)<br />&bull; Tatlılardan ka&ccedil;ınılmalı<br />&bull; Demir 18 mg/g&uuml;n, Folik asid 400&ndash;800 mg/g&uuml;n<br />&bull; Kalsiyum 1200 mg/g&uuml;n<br /><br /><strong>Gebelikte kilo alımı nasıl olmalıdır?</strong><br /><br />&bull; İlk 3 ayda 1&ndash;2 kg<br />&bull; 2. 3 ayda haftada 250&ndash;500 gram<br />&bull; Gebelik boyunca toplam kilo artışı 10&ndash;12 kg<br /><br /><strong>Gebelikte almam gereken kalori miktarı ne kadar olmalıdır?</strong><br /><br />Obez gebelerde &ccedil;ok ileri d&uuml;ş&uuml;k kalorili diyetlerden ka&ccedil;ınılmalı<br />&bull; Kg başına 30 kcal ile toplam kalori hesaplanmalı<br />&bull; İdeal v&uuml;cut ağırlığının %80 ve altında ise 40 kcal/kg<br />&bull; İdeal v&uuml;cut ağırlığının %120&ndash;150 ise 25 kcal/kg<br />&bull; İdeal v&uuml;cut ağırlığının %150 ise 12 kcal/kg<br /><br /><br /><strong>Bu &ccedil;alışma Ulusal Endokrinoloji ve Metabolizma Hastalıkları Derneği, Amerikan Diyabet Topluluğu, D&uuml;nya Diyabet Federasyonu ve Avrupa Diyabet Birliği&rsquo;nin kılavuzları temel alınarak hazırlanmıştır. </strong><br /><br /><strong>Gebelikte diyabet takibi, gebelik &ouml;ncesinden itibaren kadın-doğum hekiminizle birlikte endokrinoloji ve metabolizma hastalıkları uzmanının, uzman diyetisyen ve diyabet eğitim hemşiresinin olduğu bir ekip&ccedil;e birlikte takip edilmesi gereken bir takım &ccedil;alışmasıdır </strong><br />]]></description>
         <link>http://erdalduman.com/blog/2009/03/gebelik_ve_diyabet_hakknda_skc.html</link>
         <guid>http://erdalduman.com/blog/2009/03/gebelik_ve_diyabet_hakknda_skc.html</guid>
         <category></category>
         <pubDate>Tue, 24 Mar 2009 12:04:19 +0300</pubDate>
      </item>
            <item>
         <title>Gebelik ve Diyabet</title>
         <description><![CDATA[<br /><br />Gebelik karbonhidrat metabolizmasında ve hormon dengesinde &ouml;nemli değişikliklere yola&ccedil;an fizyolojik bir s&uuml;re&ccedil;tir. Bu fizyolojik s&uuml;re&ccedil;te estrojen, progesteron, prolaktin, kortizol, insan koryonik gonadotropini (HCG) ve plasental laktojen (hPL) başta olmak &uuml;zere bir&ccedil;ok hormonda artış olmaktadır. Bunların &ccedil;oğu karbonhidrat metabolizması ve onu dengeleyen hormonlarla yakın ilişkilidir. <br /><br /><br /><strong>Gebelik ve diyabet ilişkisi nasıl ortaya &ccedil;ıkar?</strong><br /><br />İlk trimestirde ; estrojen ile progesteron &uuml;retiminde, karaciğerde glikoz &uuml;retiminde, plasentadan glikozun serbest diff&uuml;zyonunda, ins&uuml;lin duyarlılığında, a&ccedil;lıktaki karbonhidrat ve yağ kullanımında artışlar vardır. Fetal plasentanın glikoz kullanımı ve glikoneogenezdeki aminoasidlerin plasentadan ge&ccedil;işinin artması ile annede a&ccedil;lık kan glikoz d&uuml;zeylerinde azalma g&ouml;zlenir. Fet&uuml;s&uuml;n glikoz kullanımı normal bir erişkinin 2-3 katı kadar daha fazla olup 6 mg/kg/dk olarak &ouml;l&ccedil;&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Annedeki glukoz taşıyıcılarında 5 katlık bir artış s&ouml;z konusudur. &Ouml;te yandan, pankreasta ins&uuml;lin sekresyonunda azalma ile lipolizdeki artışın sonucunda keton cisimlerinde artış g&ouml;zlenir.<br /><br />2. ve 3. trimestirlerde ins&uuml;lin direnci baskındır. hPL ile birlikte plasentadan yapılan &ouml;strojen progesteron, prolaktin, kortizol d&uuml;zeylerindeki y&uuml;kselmeler ins&uuml;lin direncinin artmasına neden olur. Doku d&uuml;zeyindeki postresept&ouml;r defektlerle ins&uuml;lin direncindeki artış belirginleşir. İnsulin taşıyıcı GLUT-4&rsquo;lerin, annenin yağ dokusundaki ekspresyonunda azalma, kas dokusunda ise translokasyonunda azalma g&ouml;zlenir. Kasda ve karaciğerde lipoliz artar. B&ouml;ylece 3. trimestirde ketogenez ve ins&uuml;lin direnci ile hiperglisemi daha sık g&ouml;zlenir. Gebelerde, ketoneminin daha sık gelişmesinden dolayı uzamış a&ccedil;lıklardan ka&ccedil;ınmak gereklidir. &Ccedil;&uuml;nk&uuml;, keton cisimleri fet&uuml;s beynine toksik etkilidir. 3. trimestirde plasentanın ve fet&uuml;s&uuml;n g&uuml;nl&uuml;k glukoz kullanımı 150 grama kadar &ccedil;ıkar. Annenin g&uuml;nl&uuml;k kalori alımında 300 kalorilik bir artış olur. Fetal ins&uuml;lin 12. haftadan itibaren &uuml;retilmeye başlar. Annedeki hiperglisemi ve hiperaminoasidemi fetal ins&uuml;linin uyarılmasına ve bunun sonucunda makrozomi gelişmesine yol a&ccedil;ar.<br /><br />Gebelikte diyabet varsa iki durum s&ouml;z konusudur : <br />1. Gestasyonel Diabetes Mellitus<br />a. Bozulmuş Glikoz İntoleransı (BGT)<br />b. Diabetes Mellitus (DM)<br />2. Pregestasyonel Diabetes Mellitus <br />a. Tip 1 Diabetes mellitus<br />b. Tip 2 Diabetes Mellitus<br /><br /><strong>1-GESTASYONEL DİYABET (GDM);</strong><br /><br />Gebelik sırasında ortaya &ccedil;ıkan ve gebeliğin sonlanması ile kaybolan diyabet durumudur. Bazen tam olarak a&ccedil;ık diyabetik durum ortaya &ccedil;ıkmaz, ama bozulmuş glikoz toleransı s&ouml;z konusudur. GDM, gelişecek olan diyabetik tablosunun bir &ouml;nc&uuml;s&uuml;d&uuml;r. Gestasyonel diyabetikler, diyabetin anneye ve &ccedil;ocuğa verdiği zararlar a&ccedil;ısından &ccedil;ok farklı değildir. Bu nedenle, gestasyonel diyabetikler gebelik &ouml;ncesi diyabeti olan gebelerde olduğu gibi &ouml;zenle izlenmelidir. ABD&rsquo;de gebelerin % 7&rsquo;sinde gestasyonel diyabet vardır. 2004 yılı i&ccedil;in, yılda &gt;200.000 gebe GDM ile karşı karşıya demektir.Toplum &ccedil;alışmalarında gestasyonel diyabet sıklığı % 1-14 oranındadır. <br /><br />GDM, tip 2 diyabet sıklığı y&uuml;ksek olan etnik gruplarda daha sıktır. Asyalılarda, zencilerde ve kızılderililerde risk, Kafkas grubuna g&ouml;re daha y&uuml;ksektir. İleri yaş, &ccedil;oğul gebelik &ouml;yk&uuml;s&uuml;, gebelik &ouml;ncesi v&uuml;cut ağırlığının fazla olması, gebelikte fazla kilo almak, kısa boy, VKİ &gt; 27 olması, talasemi min&ouml;r, polikistik over sendromlu olmak, doymuş yağla aşırı beslenme gestasyonel diyabet a&ccedil;ısından anneye bağlı etkenlerdir. Gebelikte hipertansiyonun gelişmesi, &ccedil;oğul gebelik, demir depolarının artması da GDM a&ccedil;ısından gebeliğe bağlı risk oluşturur. Konjenital malformasyonlar, d&uuml;ş&uuml;kler, makrozomi, sezaryen &ouml;yk&uuml;s&uuml;, daha &ouml;nceki GDM, ailede diyabet &ouml;yk&uuml;s&uuml;n&uuml;n olması ve GDM li anneye sahip olmak diğer risklerdendir. D&uuml;ş&uuml;k doğum ağırlığı ile doğmuş olan annelerde GDM 3 kat daha sıktır. Gen&ccedil; olmak ve alkol kullanımı GDM de koruyucudur. <br /><br /><strong>Gestasyonel Diyabet Tanısı Nasıl Konur?</strong><br /><br />Gebelerde diyabet tarama testleri 24. 28. haftalarda yapılır.<br />GDM i&ccedil;in d&uuml;ş&uuml;k risk taşıyanlar kimlerdir?<br /><br />&middot; 25 yaşın altında olanlar<br />&middot; 1. derece akrabalarında diyabet &ouml;yk&uuml;s&uuml; olmayanlar<br />&middot; Gebelikten &ouml;nce normal kiloda olup gebelikte belirgin kilo artışı olmayanlar<br />&middot; Hiperglisemi &ouml;yk&uuml;s&uuml; olmayanlar<br />&middot; GDM i&ccedil;in d&uuml;ş&uuml;k etnik grublardan birinde olmak<br />&middot; K&ouml;t&uuml; seyreden gebelik &ouml;yk&uuml;s&uuml; olmayanlar<br /><br />GDM i&ccedil;in y&uuml;ksek risk taşıyanlar kimlerdir?<br /><br />&middot; Gebelikten &ouml;nce belirgin obezitesi olanlar<br />&middot; 1. derece akrabalarında diyabet olanlar<br />&middot; Bozulmuş glukoz toleransı &ouml;yk&uuml;s&uuml; olanlar<br />&middot; Makrozomik bebek doğurma &ouml;yk&uuml;s&uuml; olanlar<br />&middot; &Ouml;nceki gebeliklerinde obstetrik sorun yaşamış olması<br />&middot; Glkoz&uuml;ri &ouml;yk&uuml;s&uuml;n&uuml;n olması<br />&middot; GDM i&ccedil;in y&uuml;ksek etnik grublardan birinde olmak<br /><br />Bir Basamaklı Test<br /><br />75 gram glikoz verildikten sonra 2 saat boyunca kan şekeri izlenir<br />&middot; A&ccedil;lık plazma glikoz değeri &lt; 95 mg/dL<br />&middot; 1. saat plazma glikoz değeri &lt; 180 mg/dL<br />&middot; 2. saat plazma glikoz değeri &lt; 155 mg/dL<br /><br />İki basamaklı Test<br />a) 50 gram glikoz ile yapılan tarama testi :<br />1.saat plazma glikoz değeri &gt;140 mg/dL ise GDM i&ccedil;in duyarlılık % 80 dir.<br />2. saat plazma glikozu &gt;130 mg/dL ise GDM i&ccedil;in duyarlılık % 90 dır. İlk basamak testinde y&uuml;ksek &ccedil;ıkanlar 2. basamak testine alınacaktır.<br />b) 100 gram glikoz y&uuml;kleme testi : <br /><br />A&ccedil;lık plazma glikozu &lt; 95 mg/dL <ul><li>saat plazma glikozu &lt; 180 mg/dL </li><li>saat plazma glikozu &lt; 155 mg/dL </li><li>saat plazma glikozu &lt; 140 mg/dL</li></ul><br />Bu değerlerden 2 veya daha fazlasının referans değerin &uuml;zerinde olması GDM, sadece 1 değerin referans değerin &uuml;zerinde olması gebelik glikoz intoleransı olarak tanı alır. <br /><br />Gebelikte artan ins&uuml;lin direnci ile birlikte beta h&uuml;crelerinin ins&uuml;lin salınımı i&ccedil;in zorlanması diyabete eğilim yaratır. Gebelikten sonraki ilk 5 yılda tip 2 diyabet gelişme riski %47 dir. GDM in erken yaşta ve gebeliğin erken d&ouml;nemlerinde ortaya &ccedil;ıkması ileride tip 2 diyabet gelişme sıklığının y&uuml;ksek olacağını g&ouml;stermektedir. Gebelikte OGTT de a&ccedil;lık kan şekerinin &ge;106 mg/dl olması tip 2 DM gelişme riskini 11 kat artırmaktadır. Gebelikten &ouml;nce kilolu olma, gebelikteki kiloların kaybedilememesi, proins&uuml;lin y&uuml;ksekliği, sigara i&ccedil;me, &ouml;nceden GDM &ouml;yk&uuml;s&uuml;n&uuml;n olması gebelikten sonra tip 2 diyabet gelişimi i&ccedil;in &ouml;nemli risk fakt&ouml;rleridir. GDM lilerin bebeklerinde, makrozomi, perinatal &ouml;l&uuml;m hızında artış, asfiksi, ge&ccedil;ici taşipne, preeklampsi ve sezaryen riski 2-3 kat artmıştır. Annenin obez ve a&ccedil;lık kan şekerinin &ge; 120 mg/dL olması konjenital anomali riskini 2 kattan fazla artırır. <br /><br /><strong>2- DİYABETİK GEBE:</strong><br /><br />&Ouml;nceden diyabeti olan bir kişinin gebe kalması durumudur. Gebelerde diyabet ile ilişkili komplikasyonlar daha sık ve abartılı olarak ortaya &ccedil;ıkar. Gebeliğin erken d&ouml;nemlerinde hipoglisemi, ins&uuml;lin ihtiyacında azalma, ketosiz veya ketoasidoz; son d&ouml;nemlerinde ise ins&uuml;lin ihtiyacında artış g&ouml;zlenebilir. Diyabetik kadın hastalarda planlanmamış gebelik oranı sıktır. İyi metabolik kontrol sağlanmadan gebeliğe izin verilmemelidir. İyi metabolik kontrol olduğu en az iki kez A1c d&uuml;zeylerinin istenen d&uuml;zeylerde olması ile kanıtlanmalıdır. Gebeliğin geciktirilmesinde kontrols&uuml;z hipertansiyon, tromboemboli ve hipertrigliseridemisi olanlar dışında transdermal veya d&uuml;ş&uuml;k doz &ouml;strojenli oral kontrasetifler kullanılabilir. D&uuml;ş&uuml;k doz kombine oral kontraseptifler metabolik tabloyu &ccedil;ok az oranda bozmaktadır. 904 GDM &ouml;yk&uuml;s&uuml; olan kadında yapılan retrospektif kohort &ccedil;alışmasında kombine oral kontraseptiflerin diyabet gelişimine neden olmadıkları g&ouml;sterilmiştir. İyi kontroll&uuml; Tip 1 ve Tip 2 diyabetik kadınlarda intrauterin implant kullanımıyla pelvik inflamatuar hastalık sıklığında artış g&ouml;zlenmemiştir.<br /><br />Diyabetiklerde gebelik ile ilgili riskleri g&ouml;steren White sınıflandırması : <br />A: Herhangi bir yaşta başlayan diyet ile tedavi edilebilen diyabeti olanlar<br />B: 20 veya daha ileri yaşlarda başlayan, 10 yıldan daha uzun s&uuml;redir bulunan, oral <br />antidiyabetik veya ins&uuml;lin kullanan diyabetliler<br />C: 10-20 yaşlarında başlayan, 10-20 yıldır s&uuml;ren diyabeti olanlar<br />D:10 yaşından &ouml;nce başlayan, 20 yıldan uzun s&uuml;ren hipertansiyonu veya<br />background diyabetik retinopatisi olanlar (preeklempsi yok)<br />F: Protein&uuml;ri ile seyreden diyabetik nefropatisi olanlar<br />H: Koroner arter hastalığı olanlar<br />T: Renal transplant<br />R: Proliferatif retinopatisi olanlar<br /><br />Diyabetik bir hastada gliseminin iyi kontrol&uuml; gebeliğin devamı, malformasyon gelişimi ve gebeliğin ge&ccedil; d&ouml;nemlerinde perinatal sorunların &ouml;nlenmesi a&ccedil;ısından &ccedil;ok &ouml;nemlidir. 5 yıldan fazla diyabet &ouml;yk&uuml;s&uuml; olan 462 Tip 1 DM li hastanın &ccedil;ok merkezli incelemesinde %76 sağlıklı gebelik, %17 gebelik sonlanımı,%2 d&uuml;ş&uuml;k (normalin 5 katı), %10 konjenital malformasyon bulunmuş ve HbA1c d&uuml;zeyi ile yakından ilişkili olduğu g&ouml;zlenmiştir. Diyabetik gebelerin fet&uuml;slerinde n&ouml;ral t&uuml;p defektleri ve konjenital anomaliler % 10-12 oranındadır. Anensefali, spina bifida, hidrosefali, kardiak anomaliler, renal anomaliler, anal atrezi başlıcalarıdır. 18.gebelik haftasında detaylı fetal USG ve 20. haftasında fetal ekokardiyografi yapılmalıdır. Fetal makrozomi ve buna bağlı doğum travmaları sıktır (kalvikula kırığı, brakial fel&ccedil;, omuz &ccedil;ıkması). Kardiyak myopati, fetal hipoglisemi, eritrositosiz, hiperbilirubinemi, renal ven trombozu, hipokalsemi, gelişme geriliği (plasental beslenme bozukluğu olanlarda), intrauterin &ouml;l&uuml;m g&ouml;zlenebilir. İntensif tedavi ile hedef değerlere ulaşıldığında, komplikasyon gelişme sıklığı, diyabetik olmayanlarla aynıdır. Epidemiyolojik ve prospektif &ccedil;alışmalarla gebeliğin 6 ay &ouml;ncesinden 1. trimestire kadar ge&ccedil;en s&uuml;rede A1c&rsquo;nin iyi kontrol&uuml;yle malformasyonların azaldığı g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. <br />A1c % 7-10 ise, spontan abortus, preeklempsi riski ve fetal malformasyonda artış; <br />1.trimestirde A1c &gt; % 11-12 ise, malformasyon gelişme sıklığında % 25 artış olmaktadır. <br /><br />Anne &ouml;l&uuml;m&uuml; tip 1 diyabetlilerde normal pop&uuml;lasyona g&ouml;re 109 kat, gebe olmayan tip 1 diyabetlilere g&ouml;re 3.4 kat daha y&uuml;ksektir (Finlandiya &ccedil;alışması). Annede kardiyovask&uuml;ler hastalığın varlığı, obezite, nefropati varlığı ve k&ouml;t&uuml; metabolik kontrol bu riski artırır. <br /><br />Gebelikten &ouml;nce mikroalb&uuml;min&uuml;rinin olması gebelikte hipertansiyon ve preeklempsi gelişme riskini artırır. Tip 1 DM li gebelerde % 20 oranında preeklempsi vardır. Nefropati veya hipertansiyon ile birlikte bu risk % 66&rsquo;a &ccedil;ıkmaktadır. Protein&uuml;rinin y&uuml;ksek olması fet&uuml;sde intrauterin gelişme geriliği, fetal akciğer gelişiminde yetersizlik ve annede gebelikten sonra b&ouml;brek yetersizliğinin artacağını g&ouml;sterir. Kreatinin &gt; 3 mg/dl olanlarda gebelikten sonra b&ouml;brek fonksiyonları % 40 lık k&ouml;t&uuml;leşme g&ouml;sterir.<br /><br /><strong>DİYABETLİ BİR GEBE NASIL TEDAVİ EDİLMELİDİR ?</strong><br /><br />Diyabetlinin gebelik sırasındaki izlemi, DM tanısının konulmasıyla başlayan eğitim, hazırlık ve izlem s&uuml;recini oluşturmaktadır. Diyabet tedavisinde uygulanan t&uuml;m ilkeler diyabetli olan t&uuml;m gebeler i&ccedil;in de ge&ccedil;erlidir. Hastalığın gebelikle ilişkisi, ve d&uuml;zenli ve sıkı kontrolunun anne ve bebeğin sağlığı a&ccedil;ısından yararları anlatılmalıdır. Diyabetiklerde iyi metabolik kontrol: ağırlık kontrolu, glikoz kontrolu, A1c d&uuml;zeyi, kan basıncının ve yağlarının izlenmesi, mikroalbumin&uuml;rinin izlenmesi şeklinde yapılmaktadır. Gebelerde bu değerlere idrarda keton ve g&ouml;z dibi takibi eklenmelidir.<br /><br />T&uuml;m gebeler boy ve v&uuml;cut ağırlığına uygun olacak şekilde beslenmelidir. Obezlerde ileri kalori kısıtlanmasından ketonemi riskinden dolayı ka&ccedil;ınılır. G&uuml;nl&uuml;k total kalori obezlerde total kaloride %30&rsquo;luk azaltma veya 20-25 kalori/kg şeklinde ayarlanmalıdır. Normal kilolu gebelerde 30-35 kalori/kg g&uuml;n yeterlidir. Karbonhidrat i&ccedil;eriği % 40 -50 olmalı, yağlar kısıtlanmalı ve trigliserid d&uuml;zeyleri artmamalıdır. Hipertansiyona yatkın ve &ouml;demi olanlarda tuz kısıtlanmalıdır. Yanı sıra eğer engelleyici bir durum yoksa ılımlı bir fizik aktivite artırımı &ouml;nerilir. Basit egzersizler, kısa mesafeli y&uuml;r&uuml;y&uuml;şler yeterli olabilir.<br /><br />Gebelikte kan şekeri ve metabolik kontrol hedeflerine ulaşma konusunda daha kararlı davranılmalıdır. Hedef kan glukoz değerleri : yemek &ouml;ncesi &lt; 95 mg/dL, 1. saat tokluk kan şekeri &lt;140 mg/dL ve 2. saat tokluk kan şekeri &lt; 120 mg/dL olmalıdır. <br />Gebeliğin ilk d&ouml;neminde anneden fet&uuml;se ge&ccedil;en glisemi y&uuml;k&uuml; annede hipoglisemi riskine neden olmaktadır. Bu y&uuml;zden bu d&ouml;nemde ins&uuml;lin ihtiyacı azalmaktadır. Emesiz ile birlikte gıda alımının azalması sonucu ins&uuml;lin ihtiyacında azalma belirginleşir. Gebeliğin 2. yarısında ise plasental hormonların katkısı ile hiperglisemi ve ins&uuml;lin ihtyacında artış vardır.A1c de %1 den az artış olacak şekilde tedavi d&uuml;zenlenmelidir. Tokluk kan şekerinin istenen d&uuml;zeylerde olması makrozominin &ouml;nlenmesi a&ccedil;ısından &ouml;nemlidir<br /><br />A&ccedil;lık plazma glikozunun &gt; 105 mg/dL veya 33. haftada ultrasonografik olarak fetal abdominal &ccedil;evrenin &gt; 70 persantilin olması ins&uuml;lin tedavisi başlama endikasyonlarıdır. Gebe diyabetliler i&ccedil;in ideal tedavi insulindir. Par&ccedil;alı doz intensif ins&uuml;lin tedavisi veya ins&uuml;lin pompasi tercih edilmelidir. Kısa ve &ccedil;ok kısa etkili ins&uuml;linler ve NPH kullanılabilir ancak &ccedil;ok uzun etkili ins&uuml;linlerden ka&ccedil;ınmak gereklidir. Kan glikozu takibinde hedef yemek &ouml;ncesi kan glukoz değerleri &lt; 95 mg/dL, 1. saat yemek sonrası tokluk kan şekeri değeri &lt; 140 mg/dL ve 2. saat TKŞ değeri ise &lt;120 mg/dL olmalıdır.<br /><br />Tip 1 diyabetlilerde ins&uuml;lin pompası veya intensif tedavi uygulanmalıdır. Hiperemezisi ve gastroparezisi olanlarda kısa etkili analog ins&uuml;linler (lispro gibi) denenebilir. Lispro ile yapılan &ccedil;alışmalarda fet&uuml;se ge&ccedil;mediği ve retinopati riskini artırmadığı g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. G&uuml;nde iki doz NPH, ultralente ins&uuml;lin ve ins&uuml;lin glargine gibi uzun etkili tedavilerden ka&ccedil;ınmak gereklidir. NPH ve ultralente kullanımında gece hipoglisemileri ve sabah hiperglisemilerinde artış g&ouml;zlenmiştir. İnsulin glargine&rsquo;in hayvan &ccedil;alışmalarında reprod&uuml;ktif ve embriyojenik toksisitesi g&ouml;zlenmemekle birlikte, IGF-1 resept&ouml;rlerine yoğun affinitesinden dolayı mitojenik &ouml;zelliği y&uuml;ksek olduğundan gebelerde kullanımı uygun değildir. <br /><br />Tip 1 diyabetik gebelerde hipoglisemi daha sık ve daha şiddetli seyretmektedir. Kan şekeri takibi haftada 2-4 g&uuml;n olacak şekilde en az sabah a&ccedil;lık, sabah tokluk, &ouml;ğle ve akşam tokluk şekerleri &ouml;l&ccedil;&uuml;lerek yapılmalıdır (tokluk ilk lokmadan 2 saat sonraki değerdir). Gerekirse &ouml;ğ&uuml;n &ouml;ncesi a&ccedil;lık kan şekerleri &ouml;l&ccedil;&uuml;mleri de eklenmelidir. Sabah hipoglisemileri a&ccedil;ısından gece 03:00 kan şekeri &ouml;l&ccedil;&uuml;mleri &ouml;nemlidir. 8-12 haftada bir A1c, ayda bir kez idrar bakısı &ouml;nerilir. Ketonemi riski olan gebelerde daha sık aralıklarla idrarda keton bakısı yapılmalıdır.<br /><br />S&uuml;lfanil&uuml;relerin ve metforminin teratojenite ile ilişkileri g&ouml;sterilmemekle birlikte, neonatal hipoglisemi ve laktik asidoz risklerinden dolayı gebelerde kullanımından ka&ccedil;ınılmaktadır. Polikistik overli kadınlarda metforminin gebelikten hemen &ouml;nce ve 1. trimestirde kullanımın devamında fertiliteyi sağladığı ve erken d&uuml;ş&uuml;kten koruduğu g&ouml;zlenmiştir.<br />Doğum sırasında annenin plazma glukozu 110 mg/dl nin altında olacak şekilde dextroz ve ins&uuml;lin inf&uuml;zyonu i&ccedil;eren sıvı verilmelidir. Doğum şekli olarak vaginal doğum tercih edilmelidir. Akciğer mat&uuml;rasyonun tamamlandığı 38. haftadan sonra doğum planlanabilir. Doğumdan sonra ins&uuml;lin ihtiyacı azalabilir. Gebelik &ouml;ncesi d&ouml;neme d&ouml;n&uuml;ş ancak doğumdan 3-6 hafta sonra g&ouml;zlenebilir.<br /><br />Gebelerdeki antihipertansif tedavide 1. basamak diyet ve ila&ccedil; tedavisidir. &Ouml;zellikle 2. ve 3. trimestirde kalıcı hasara ve an&uuml;riye neden oldukları i&ccedil;in ACE inhibit&ouml;rlerinden ka&ccedil;ınmak gereklidir. ACE inhibit&ouml;rleri ile fet&uuml;sde oligohidroamnios, pulmoner hipoplazi sıklığında artış vardır. ACE inhibit&ouml;r&uuml; kullanan, fertil, diyabetik, gebe olmayan kadınlarda gebelik testlerinin yapılmasında yarar vardır. G&uuml;venle kullanılabilecek antihipertansif ajanlar kalsiyum kanal blokerleri, hidralazin, labetolol ve metildopadır. Antihipertansif tedavide hedef kan basıncı değerleri &lt; 130/80 mg Hg olmalıdır.<br /><br />Renal transplantlı, iyi glisemik kontroll&uuml; ve d&uuml;ş&uuml;k doz imm&uuml;n baskılayıcı ajan kullanan diyabetiklerde, k&ouml;t&uuml; glisemik kontroll&uuml; ve belirgin b&ouml;brek yetmezliği olanlara g&ouml;re gebelik daha başarılı bir şekilde tamamlanır. <br /><br />Proliferatif retinopati gebelikte artabilir. Gebelikten &ouml;nceki k&ouml;t&uuml; glisemik kontrol ve bu gebelikte de k&ouml;t&uuml; kontrol&uuml;n devamı, retinayı daha da bozar. Sıvı y&uuml;k&uuml;n&uuml;n artması, anemi, hızlı kan şekeri d&uuml;zeltmeleri, plasental b&uuml;y&uuml;me fakt&ouml;rleri retinopatinin gelişiminde katkıda bulunan diğer etkenlerdir. Gebelikten &ouml;nceki iyi glisemik kontrol ve gebelik &ouml;ncesi uygulanan lazer fotokoag&uuml;lasyon gebelik s&uuml;recindeki retinopati riskini azaltmaktadır. <br /><br />Tedavi edilmemiş koroner arter hastalığı gebelikte ciddi morbidite ve mortalite riski nedenidir. Gebelik &ouml;ncesi sağlanan revask&uuml;larizasyon gebelikte başarıyı artırmaktadır. <br /><br />Gebelikte keton cisimleri daha &ccedil;ok oluşur. Glomer&uuml;ler filtrasyon hızındaki artışla birlikte glikoz&uuml;rinin artmasının sonucunda serum glikoz d&uuml;zeyinde d&uuml;şme g&ouml;r&uuml;lmekte ve bunun sonucunda diyabetik gebelerde belirgin hiperglisemi olmadan hatta &ouml;glisemik ketoasidozda g&ouml;zlenebilmektedir. Gebelerde infeksiyonlara bağlı ketoasidoz gebe olmayanlara g&ouml;re daha az sıklıkta g&ouml;zlenmektedir. En sık keotasidoza neden olan infeksiyonlar ise piyelonefritlerdir. Gastroparezis ve emesizi olan gebelerde ketozis riskinde artış vardır. Tokolitik tedavi i&ccedil;in kullanılan terbutaline ve fetal akciğer mat&uuml;rasyonu i&ccedil;in verilen beklametazon uzun a&ccedil;lık peryodları ile birlikte gebede ketozda artışa neden olmaktadır. <br /><br />Tip 1 diyabetli kadınlarda % 5-10 oranında otoimm&uuml;n tiroid hastalıkları &ouml;zellikle Hashimato hastalığı birlikte g&ouml;r&uuml;lebilmektedir. Gebelikten &ouml;nce TSH ve tiroid antikorları ve 1. trimestırda b&uuml;t&uuml;n gebelerde TSH bakılması &ouml;nemlidir. <br /><br /><strong>GEBE DİYABETLİLERDE İZLEM :</strong><br /><br />GDM de korunma ile ilgili olarak bilinen tek bir saha &ccedil;alışması vardır. Troglitazonla yapılan &ccedil;alışmada ge&ccedil;mişinde GDM &ouml;yk&uuml;s&uuml; olan gebelerde plaseboya g&ouml;re tip 2 diabet gelişiminde % 56 oranında d&uuml;zelme g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r.<br /><br />Gebelikte artan ins&uuml;lin direnci ile birlikte beta h&uuml;crelerinin ins&uuml;lin salınımı i&ccedil;in zorlanması diyabete eğilim yaratır. GDM in erken yaşta ve gebeliğin erken d&ouml;nemlerinde ortaya &ccedil;ıkması ileride tip 2 diyabet gelişme sıklığının y&uuml;ksek olacağını g&ouml;stermektedir. Gebelikte OGTT ile bakılan a&ccedil;lık kan şekerinin y&uuml;ksekliği gebelik sonrasında oluşacak tip 2 diyabet gelişmesini g&ouml;steren en &ouml;nemli testlerden birisidir. A&ccedil;lık kan şekerinin 106 mg/dl ve &uuml;zerinde olması tip 2 diyabet gelişme riskini 11 kat artırmaktadır. Gebelikten &ouml;nceki d&ouml;nemde kilolu olma durumu, gebelikte alınan kiloların kaybedilememesi, proins&uuml;lin y&uuml;ksekliği, sigara i&ccedil;imi ve &ouml;nceki GDM &ouml;yk&uuml;lerinin olması gebelikten sonra tip 2 diyabet gelişimi a&ccedil;ısından &ouml;nemli risk fakt&ouml;rleridir. Gebelikten sonraki d&ouml;nemde, kan şekeri y&uuml;ksekliğinin devamı, mikroalb&uuml;min&uuml;rinin ve hipertansiyonun varlığı tip 2 diyabet gelişimi a&ccedil;ısından &ouml;nemlidir. S&uuml;t verme d&ouml;neminde progesteron i&ccedil;eren oral kontraseptif kullanımı tip 2 diyabet riskini 3 kat artırmaktadır. <br /><br />Postpartum 4-16 hafta arasında bozulmuş glikoz toleransı kriterleri olan kadınların 5 yıl i&ccedil;erisinde tip 2 diyabet gelişme riskleri % 80 oranındadır. Postpartum 6.-10.haftalarda 75 gram OGTT ile gebelerin taranması ve ardından belirli aralıklarla bu taramaların devamı &ouml;nemlidir. Gebelikten sonraki ilk 10 yılda diyabet gelişim riski tepe noktasına &ccedil;ıkmaktadır. Gebelikten sonraki 5. ve 16. yıllar arasında tip 2 diyabet gelişim riski % 17-63 arasındadır. Gebelikten sonraki ilk 5 yılda tip 2 diyabet gelişme riski % 47&rsquo;dir.. <br /><br /><strong>Diyabetik Aileleri Genetik Bilgilendirme</strong><br /><br />Diyabetik aileler &ccedil;ocuklarının diyabet riski a&ccedil;ısından bilgilendirilmelidirler. Tip 1 diyabetli bir annenin &ccedil;ocuğunda tip 1 diyabet gelişme riski % 3, baba da diyabetikse % 9, hem anne hem de baba tip 1 diyabetli ise % 20 oranındadır. Tip 2 diyabetli bir anne veya babanın &ccedil;ocuğunda diyabet gelişme riski % 15, her ikisi de diyabetikse % 75 oranındadır. İdantik ikizlerde risk % 90 dır. ]]></description>
         <link>http://erdalduman.com/blog/2009/03/gebelik_ve_diyabet.html</link>
         <guid>http://erdalduman.com/blog/2009/03/gebelik_ve_diyabet.html</guid>
         <category></category>
         <pubDate>Tue, 24 Mar 2009 11:46:56 +0300</pubDate>
      </item>
            <item>
         <title>Gebelik ve Tiroid Hastalıkları</title>
         <description><![CDATA[Gebelikte tiroid hastalığı gebelikten &ouml;ncede var olabileceği gibi gebeliğin kendisi ile de ortaya &ccedil;ıkabilir. Tiroid hastalıkları endokrinoloji ve metabolizma hekimlerince izlenmesi &ouml;nemlidir. Tiroid bezi boynumuzun &ouml;n tarafında yer alan kabaca kelebeğe benzeyen kadınlarda 18&ndash;25 gram ağırlığında olan temel bezlerinden birisidir. V&uuml;cudumuzun en &ccedil;ok kanlanan organlarının başındadır. Temel işlevi; v&uuml;cudumuzun gelişmesi, metabolizması, ısı dengesi gibi ve daha bir&ccedil;ok yaşamsal g&ouml;revde rol oynayan T3 ve T4 adlı tiroid hormonlarını &uuml;reterek, ihtiya&ccedil; anında kan dolaşımına katmaktır. Beynimizin tabanında yer almış bulunan hipofizden salınan Tiroid Uyarıcı Hormon (TSH) adlı hormon tarafından tiroid hormon d&uuml;zeyi ayarlanır. V&uuml;cudumuzda tiroid hormonu &uuml;retimi, Tiroid bezindeki h&uuml;crelerde dişarıdan alınan iyot, aminasitlerle birleştirilerek hormona d&ouml;n&uuml;şt&uuml;r&uuml;l&uuml;r. Gebelikte iyot ihtiyacından artış olur. Gebelikte b&ouml;brekler yoluyla iyot atılımı artar. Fet&uuml;s&uuml;n iyot ihtiyacının artması da iyot alımını artırır. <br /><br />Gebelikte ayrıca tiroid hormonu bağlayan globulin adındaki taşıyıcı protein d&uuml;zeyinde de artış olur. Bu 2.5 kata kadar &ccedil;ıkabilir. Gebeliğin 20. haftasına kadar, hormon artışı tepe noktasına kadar &ccedil;ıkmaya devam edebilir. Gebelik durumunda bu y&uuml;zden &ouml;zellikle serbest T3 ve T4 d&uuml;zeylerini &ouml;l&ccedil;memiz daha &ouml;nemlidir. Gebelikte TSH baskılanır, T3 ve T4 hormon d&uuml;zeyleri proteinlere bağlı olduklarından d&uuml;zeylerinde artış olur. Serbest T3 ve T4 değerleri de artar bazen bu y&uuml;kselme normal sınırın &uuml;zerine de hafif&ccedil;e &ccedil;ıkabilir. <br /><br />Gebeliğin devamını sağlayan HCG adlı hormonun TSH tiroid resept&ouml;rlerine uyarıcı etkisi (HCG hormonunun bu resept&ouml;rlere bağlanması ile) sonucunda tiroid hormon d&uuml;zeyinde artış g&ouml;zlenir. Bu gebeliğin ilk 12 haftasında belirgin olup 16. haftaya kadar devam edebilir. &Ccedil;oğul gebeliklerde, gebelikle ortaya &ccedil;ıkan kanserlerden olan koryokarsinomlarda HCG nin tiroid hormon d&uuml;zeyini artırması daha da belirginleşir. &Ouml;zellikle gebeliğin ilk aylarında serbest T4 d&uuml;zeyi HCG d&uuml;zeyi ile yakından ilişkili olarak kısmı olarak artış g&ouml;sterebilir. <br /><br />Tiroid bezinin b&uuml;y&uuml;mesi guatr olarak adlandırılır. Gebelikte normalde tiroid bezi biraz b&uuml;y&uuml;r. Tiroid bezindeki b&uuml;y&uuml;me genel bir b&uuml;y&uuml;menin &ouml;tesinde i&ccedil;erisinde nod&uuml;llerin yeraldığı bir b&uuml;y&uuml;me şeklinde de olabilir. Bu nod&uuml;llerin tiroid sintigrafinde iyot tutup tutmamasına g&ouml;re, eğer tutarsa sıcak, tutmazsa soğuk nod&uuml;l olarak adlandırılır. Sıcak nod&uuml;ller genelde tiroid hormonu &uuml;retirler. Soğuk nod&uuml;llerde ise kanser gelişme riski daha y&uuml;ksektir. Tiroid sintigrafisini gebelikte &ccedil;ekimi uygun değildir. Ancak gebeliğin ilk 3 ayında yanlışlıkla &ccedil;ekilirse gebelik sonlandırılmaz. Bu d&ouml;nemde &ccedil;ocukta hen&uuml;z tiroid bezi oluşumu ve bezde hormon &uuml;retimi başlamamıştır. Gebeliğin ilerleyen d&ouml;nemlerinde &ccedil;ocukta tiroid hormonu &uuml;retimi başlayacağı i&ccedil;in ciddi sorunlara yol a&ccedil;abilir. Gebeliğin erken d&ouml;neminde annenin tiroid bezinde b&uuml;y&uuml;me başlar ve tiroid hormon salınım d&uuml;zeyinde artış olur. Bezdeki b&uuml;y&uuml;me ultrasonografik olarak %20&ndash;25 kadardır. Var olan bir guatr gebelikte daha da b&uuml;y&uuml;yebilir. Bu b&uuml;y&uuml;me gebelikten sonra kalıcı olabilir. Sık aralıklı gebeliklerde guatrdaki b&uuml;y&uuml;me artabilir. <br /><br />Tiroid nod&uuml;lleri tiroid bezinin dokusundan kaynaklanan ancak dokudan farklılaşma g&ouml;steren doku par&ccedil;alarıdır. Tiroid nod&uuml;lleri d&uuml;nyada en sık olarak g&ouml;zlenen endokrinoloji hastalıklarının başında gelmektedir. &Ccedil;eşitli &ccedil;alışmalarda %5&ndash;10 kişide var olduğu, iyot eksikliğinin var olduğu b&ouml;lgelerde ise bu oranın &ccedil;ok daha y&uuml;ksek olduğu g&ouml;zlenmiştir. Tiroid nod&uuml;lleri elle muayenede %3&ndash;7 oranında saptanabilir. Ultrasonografi ile bu oran olduk&ccedil;a y&uuml;ksektir. <br /><br />Tiroid nod&uuml;llerinde %1&ndash;4 oranında Tiroid kanserleri g&ouml;zlenebilir. Tiroid kanserleri milyonda 20&ndash;60 kişide g&ouml;zlenmektedir. Tiroid kanserleri diğer kanserler gibi olduk&ccedil;a saldırgan olmayıp b&uuml;t&uuml;n kanserler g&ouml;z &ouml;n&uuml;ne alındığında tiroid kanserlerinden dolayı &ouml;lenler b&uuml;t&uuml;n kanserli &ouml;l&uuml;mlerin arasında %0,4 oranındadır. En sık g&ouml;zlenen kanser grubu papiller tiroid kanseridir. Bir nod&uuml;l&uuml;n kansere d&ouml;n&uuml;ş&uuml;m&uuml;n&uuml;; kişinin yaşına, hormonsal durumuna, nod&uuml;ldeki b&uuml;y&uuml;meye, &ouml;zge&ccedil;mişinde boyun b&ouml;lgesine radyasyon almasına, nod&uuml;l&uuml;n ultrasonografik olarak d&uuml;zensiz olmasına, sintigrafik olarak nod&uuml;l&uuml;n soğuk olması, genetik riskin y&uuml;ksek olması, kişide doğuştan bazı bozuklukların olmasından etkilenir. Tiroid ince iğne biyopsisinde ş&uuml;pheli veya kanserli h&uuml;crelerin saptanması cerrahi tedavinin gerekliliğini sağlar. İnce iğne aspirasyon biyopisisi zararsız işlemdir. Kesin sonu&ccedil; vermeyebilir. Eğer gebelikten &ouml;nce tiroid bezinde nod&uuml;ller varsa muhakkak bir endokrinoloji hekimince hastanın g&ouml;r&uuml;lmesi yararlıdır. 2.5 cm ve &uuml;st&uuml; soğuk nod&uuml;ller varsa, genel g&ouml;r&uuml;ş cerrahi tedavi &ouml;ncelikli olarak uygulanmalıdır. 10 mm 25 mm arasındaki nod&uuml;llerde ultrasonografı takiplerinde eğer nod&uuml;l &ccedil;apında b&uuml;y&uuml;me ve biyopside ş&uuml;pheli durum varsa cerrahi tedavi d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmelidir. 10 mm ve altındaki nod&uuml;llerde &uuml;ltrasonografi ile yıllık takipler yeterlidir. Gebelikte saptanan 10 mm ve altı nod&uuml;ller i&ccedil;in gebelikte sonrasına izlenebilir. <br /><br />Tiroid kanseri saptandığında ve kanserli dokunun b&uuml;y&uuml;kl&uuml;ğ&uuml; 10 mm ve &uuml;st&uuml; bir boyuttaysa cerrahi tedaviyi takiben radyoaktif iyot tedavisi uygulanır. Gebelikte Tiroid kanseri saptandığında genelde gebeliğin ortalarında cerrahi olarak Tiroid bezinin tamamen alınması kabul g&ouml;rm&uuml;şt&uuml;r. Gebelikte tiroid kanseri tedavisine sadece cerrahi tedavi uygulanır radoyaktif iyot tedavisi gebelikten sonraya bırakılır. Bu gecikme hasta i&ccedil;in riskin artması anlamını &ccedil;ıkarmaz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; tiroid kanserleri &ouml;zellikle papiller kanser diğer kanserler kadar saldırgan değildir. İyi bir cerrahi tedavi ve gerekirse ardından uygulanacak olan radyoaktif iyot tedavisi ile tamamen iyileşme şansı &ccedil;ok y&uuml;ksektir. Gebelikte radyoaktif iyot tedavisi verilmez. Doğumdan sonraki d&ouml;nemde, gereken hastalara radyoaktif iyot tedavisi planlanabilir. Radyoaktif iyot tedavisi d&ouml;neminde emzirme &ouml;nerilmez. Radyoaktif iyot tedavisinden sonra en 6 ile 12 ay gebelik planlanmaz. <br /><br />Otoimm&uuml;n hastalıklar dediğimiz v&uuml;cut bağışıklık sistemindeki bozulmalardan kaynaklanan hastalıkların en &ccedil;ok g&ouml;r&uuml;ld&uuml;ğ&uuml; yerlerden biriside Tiroid bezidir. Tiroid bezini tutan bu hastalıklara otoimm&uuml;n tiroid hastalıklar denilmektedir. Kadınlarda erkeklere g&ouml;re 4&ndash;6 kat daha fazla g&ouml;r&uuml;lmektedir. Tiroid bezinin iltihabi hastalıklarına tiroidit denir. Tiroiditlerin en &ouml;nemli kısmını otoimm&uuml;n tiroiditler oluşturmaktadır. En sık g&ouml;zleneni Hashimato Tiroiditidir. Otoimm&uuml;n tiroiditlerde antikor dediğimiz v&uuml;cudun bağışıklık sistemince oluşturulan maddeler vardır. Tiroiditlerde en sık olarak Anti T ve Anti M adlı iki antikor yer alır. Gebelikte tiroid hastalıkları gebelik s&uuml;resince ve sonrasında da g&ouml;r&uuml;lmektedir. Gebeliğin kendiside imm&uuml;n sistemi etkileyen bir olay olduğundan gebeliğe &ouml;zg&uuml; tiroid hastalıklarda vardır (postpartum Tiroidit gibi).<br /><br />Tiroid hormon d&uuml;zeyinin istenilen d&uuml;zeyde olmaması hipotiroidi olarak tanımlanır. Hipotiroidi gebelikten &ouml;ncede var olabilir. Hipotiroidite TSH y&uuml;kselir. FT4 ve FT3 d&uuml;zeyleri d&uuml;şer. Hipotiroidi &ccedil;ok ileri d&uuml;zeyde ise gebelik m&uuml;mk&uuml;n olmayabilir. Hipotiroidiye daha &ouml;nce ge&ccedil;irilmiş Tiroid ameliyatı sonrası tamamlayıcı olarak Tiroid ilacının alınmaması, Hashimoto gibi bir tiroiditin olması, doğuştan kaynaklanan Tiroid eksikliği ve daha &ouml;nce radyoaktif iyot tedavisi &ouml;yk&uuml;s&uuml;s&uuml;n olması sayılabilir. Gebelikte Tiroid hormon ihtiyacı %20&ndash;30 oranında artar. Gebelikten &ouml;nce eğer annede bir Tiroid hormon yetmezliği varsa tamamlama tedavisi başlanmalıdır. Kan hormon d&uuml;zeyi normal, ancak tiroiditi varsa antikor y&uuml;ksekliği annede d&uuml;ş&uuml;k riskini artırabilir. Bu hastalara da d&uuml;ş&uuml;k dozda da olsa tiroid hormonu eklenmelidir. Hipotiroidisi olanlar ve tiroiditi olan gebe hastalar 4&ndash;6 haftada bir TSH ve gerekirse FT4 kan d&uuml;zeyleri istenmelidir. Tedavideki hedef TSH d&uuml;zeyinin 2,5&rsquo; in altında olmasını sağlamaktır. Hipotiroidit tablosunda annede kabızlık, halsizlik, yorgunluk, bitkinlik, kan basıncında y&uuml;kseklik, eklempsi, d&uuml;ş&uuml;k riski olabilir. Eğer gebelik devam ederse bebekte zek&acirc; ve motor gelişim kusuru gelişebilir. Gebelikte annede hipotiroidi saptandığında bir an &ouml;nce tiroid hormonu eklenmelidir. Gebeliğin hangi d&ouml;neminde olursa olsun tedaviye başlandığında &ccedil;ocuk bir an &ouml;nce gelişimini tamamlar. Hipotiroidisi gebelikten &ouml;nce de varolup L-tiroksin tedavisi alan hastalar gebeliklerinde ila&ccedil; dozunu yaklaşık olarak %30 oranında artırılması gerekmektedir. &Ouml;zellikle gebeliğin 2. yarısından sonra ihtiya&ccedil; belirginleşmekte olup gebelikten sonrada dozu d&uuml;ş&uuml;rmek gerekmektedir. L-tiroksin tedavisinin emzirme d&ouml;neminde bir sakıncası yoktur. Ancak &ccedil;ocukta da hipotiroidi ve tiroidit riskine karşın &ccedil;ocuk hekimince g&ouml;r&uuml;lmesi yararlıdır. <br /><br />Tiroid hormon d&uuml;zeyinin olması gerekenden daha y&uuml;ksek olması hipertiroidi olarak adlandırılmaktadır. Gebelikte tiroid hormon y&uuml;ksekliği/fazlalığı g&ouml;zlenebilir. Hipertiroidinin annede d&uuml;ş&uuml;k, preeklempsi, kalp yetmezliği gibi risklere, &ccedil;ocukta ise, gebelik yaşının d&uuml;ş&uuml;kl&uuml;ğ&uuml;, d&uuml;ş&uuml;k v&uuml;cut ağırlığı, d&uuml;ş&uuml;k, premat&uuml;re, kalp bozuklukları olarak karşımıza &ccedil;ıkabilir. Gebelikte bir hipertiroidi durumu ile hekim karşılaştığında; daha &ouml;nce varolan bir hipertiroidi nedenini &ouml;ncelikli olarak araştırması &ouml;nemlidir. <br /><br />&Ouml;zellikle hiperemezis gravidarum dediğimiz gebeliğin ilk d&ouml;nemlerinde g&ouml;rd&uuml;ğ&uuml;m&uuml;z bulantı kusmalarla olan d&ouml;nemde bu durum daha belirgin olabilir. Ancak tiroid hormon d&uuml;zeyleri asla &ccedil;ok y&uuml;kselmez. Normal sınırlar arasında &uuml;st sınıra daha &ccedil;ok yakın olabilen bu durum gebeliğin 18. haftasına kadar s&uuml;rebilir. TSH d&uuml;zeyleri normalin alt sınırında ya da daha da baskılanmış olabilir. HCG d&uuml;zeyleri y&uuml;ksek olabilir. Serbest T4 d&uuml;zeyleri y&uuml;ksek hatta sınırdan biraz daha da y&uuml;ksek olabilir. Gebede kilo kaybı ve a&ccedil;ıklanamayan &ccedil;arpıntı olabilir. Hiperemezis Gravidarum ile birliktelik g&ouml;sterir. Bulantı ve kusmalar &ccedil;ok belrigindir. Sıvı ve tuz kaybı olabilir. İzlemde HCG d&uuml;zeylerinin normale gelmesi ile Tiroid hormon d&uuml;zeylerinizde normalleştiği g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Hastayı izleyen kadın-doğum hekimi b&ouml;yle bir tablo ile karşılaştığında bir endokrinoloji uzmanına hastayı kons&uuml;lte etirmelidir. TSH, serbest T4, serbest T3 d&uuml;zeylerinin yanında, Tiroid antikorları bakılmalı ve gereğinde Tiroid ultrasonografisi &ccedil;ekilmelidir. Tiroid sintigrafisi gebelerde sakıncalı olup &ccedil;ektirilmez. Gebeliğe bağlı tiroid hormon y&uuml;ksekliğinde, tiroid antikorları saptanmaz, guatr genelde yoktur ve en ge&ccedil; gebeliğin 20. haftasında kendiliğinden d&uuml;zelir. tiroid hormonunu baskılayıcı tedavi genelde &ouml;nerilmez. Hiperemezis Gravidarum tablosu &ccedil;ok ağır seyrediyorsa ve gebeliğin 20. haftasından sonra da y&uuml;kseklik devam ediyorsa d&uuml;ş&uuml;k dozlarla tiroid hormonu baskılayıcı tedavi verilebilir. Bu tablodaki hastalarda genelde ılımlı bir Graves hastalığı da birlikte olabilir.<br /><br />Graves hastalığı b&uuml;t&uuml;n gebelik s&uuml;resince ortaya &ccedil;ıkabilir. Gebelikte alevlenebilen bir hastalıktır. Daha &ouml;nce Graves Hastalığı olanlarda uzun s&uuml;reli iyilik hali varsa gebelik &ouml;nerilmelidir. <br /><br />Gebelikte Graves Hastalığı ortaya &ccedil;ıktığında genelde gebeliğe bağlı tiroid hormon y&uuml;ksekliği tablosundan daha ağır seyreder. Hastalık bir v&uuml;cudun bağışıklık sitemindeki bir bozukluktan kaynaklanır. Hastalıktaki hormon d&uuml;zeyleri gebeliğe bağlı y&uuml;kselmelerden &ccedil;ok daha y&uuml;ksektir. Graves hastalığında tiroid antikorları anlamlı d&uuml;zeyde y&uuml;ksektir. Kalp atım sayısı dakikakda 120 ve &uuml;zerinde olabilir. Graves hastalığının g&ouml;z bulguları olabilir. Gebenin ge&ccedil;mişinde hipertiroidi atakları veya buna bağlı tedavi &ouml;yk&uuml;s&uuml; olabilir. Gebe &ccedil;ok yakından izlenmelidir. İzlem bir endokrinoloji uzmanınca sağlanmalıdır. Gebelikte hastada daha &ouml;nce varolan bir sıcak nod&uuml;l hormon &uuml;reterek hipertiroidi oluşturabilir. Gebelikteki hipertiroidi tablosunda propyilthiouracil adındaki ila&ccedil; verilebilir. Diğer ila&ccedil;ların verilmesi &ouml;nerilmez. Propyilthiouracilin fet&uuml;se bir zararı yoktur. D&uuml;ş&uuml;k dozlarla kullanılması &ouml;nerilmektedir. Emzirme d&ouml;neminde d&uuml;ş&uuml;k dozlarda kullanılabilir. &Ccedil;ocuğun belirli aralıklarla &ccedil;ocuk hekimince izlenmesi ve gereğinde kan tiroid hormonu d&uuml;zeylerine bakılması yararlıdır.<br /><br />Gebelikten sonraki 1 yıl i&ccedil;erisinde otoimm&uuml;n bir bozukluğa bağlı olarak annelerde bir tiroidit &ccedil;ıkabilir. Bu tabloya postpartum tiroidit denilmektedir. Bu hastalıkta ilkin bir tiroid hormon y&uuml;ksekliği ardından bir d&uuml;ş&uuml;k tiroid hormon d&uuml;zeyinin olduğu bir d&ouml;nem ile iyileşme d&ouml;nemi şeklinde bir sıralama g&ouml;stermektedir. En sık olarak yaklaşık olarak %50 oranında tiroid bezinin ağrısız b&uuml;y&uuml;mesi, antikor pozitifliği ve eğer sintigrafi &ccedil;ekilecekse uptake oranının d&uuml;ş&uuml;k olduğu g&ouml;r&uuml;lecektir. Gebelikten sonra yorgunluk, halsizlik, &ccedil;arpıntı, duygusal durumda bozukluklar ve tiroid bezinde b&uuml;y&uuml;me başlıca yakınmalardır. Bu hastalık d&ouml;neminde gerekirse hekim tarafından beta blokerler, d&uuml;ş&uuml;k doz tiroid hormonu &uuml;retimini baskılayıcı ila&ccedil;lar ve hipotiroidi d&ouml;neminde L-tiroksin verilebilir. Bazı hastalara da d&uuml;ş&uuml;k doz kortikosteroid tedavisi başlangı&ccedil;taki tiroid hormon y&uuml;kseklik d&ouml;nemini kısalttığı g&ouml;zlenmiştir. Gebelikte veya gebelik sonrasında boyunda ağrı ile karakterize olabilen ve genelde &uuml;st solunum yolu hastalıkları ile karıştırılan bir hastalıkta subakut tiroidittir. Bu hastalıkta eritrosit sedimantasyon hızı ve CRP y&uuml;kselebilir. Bu hastalara istirahat beta blokerler, antiinflamatuar grubu bazı ağrı kesiciler ve gerekirse kortikosteroid i&ccedil;eren ila&ccedil;lar endokrinoloji hekimince verilebilir<br /><br />]]></description>
         <link>http://erdalduman.com/blog/2009/03/gebelik_ve_tiroid_hastalklar.html</link>
         <guid>http://erdalduman.com/blog/2009/03/gebelik_ve_tiroid_hastalklar.html</guid>
         <category></category>
         <pubDate>Tue, 24 Mar 2009 11:41:49 +0300</pubDate>
      </item>
            <item>
         <title>Tip 1 Diyabet ve İnsülin Kullanımı</title>
         <description><![CDATA[<br /><br />İns&uuml;linin 1920&rsquo;lerde Banting ve Best tarafından keşfinden sonra diyabet tedavisinde yoğun bir şekilde kullanıma girmiştir. İlk &ouml;nceleri insan ve hayvan pankreas extraktlarından elde edilmiştir. Daha sonra, protamin ve &ccedil;inkonun ins&uuml;linin yapısına eklenmesiyle orta ve uzun etkili ins&uuml;linler elde edilmiştir. 1982 yılında rekombinant DNA teknolojisi ile insan ins&uuml;lini &uuml;retilmiştir. 1990&rsquo;larda ise kısa/&ccedil;abuk ve uzun etkili analog ins&uuml;linler ins&uuml;lin yelpazesine katılmıştır (1). <br /><br />Tip 1 diyabet tedavisinde ins&uuml;lin replasmanı ile hiperglisemi, ketozis, ketoasidozsis korunma sağlanıp, yitirilmiş bulunulan v&uuml;cut ağırlığı yerine konulabilir. Normale yakın kan glikoz değerlerine ulaşmak mikrovask&uuml;ler hasar gelişimini &ouml;nler veya geciktirir. İns&uuml;lin tedavisini hastaya konvansiyonel mi veya intensif mi verelim sorusu yapılan b&uuml;y&uuml;k &ccedil;ok merkezli &ccedil;alışmalarla a&ccedil;ıklığa kavuşmuştur. İntensif ins&uuml;lin tedavisi yapılanlarla konvansiyonel ins&uuml;lin tedavisi verilen 1441 tip 1 diyabetliyi kapsayan The Diabetes Control and Complications Trial (DCTT) &ccedil;alışmasında intensif ins&uuml;lin tedavisi uygulanlarda; daha d&uuml;ş&uuml;k A1c d&uuml;zeyleri, Retinopati gelişiminde % 76, gelişmiş retinopatinin ilerlemesinde % 54, mikroalbumin&uuml;ride % 39, n&ouml;ropatide % 64 azalma g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Epidemiology of Diabetes Intervention and Complications (EDIC) &ccedil;alışmasında da benzer sonu&ccedil;lar g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Her iki &ccedil;alışmada da intensif tedavi ile makrovask&uuml;ler riski azaltma a&ccedil;ısından bir fark olmadığı g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. DCTT &ccedil;alışmasında LDL kolesterol d&uuml;zeyinde % 40 oranında d&uuml;şme, iyi glisemik kontrolle birlikte hipoglisemi sıklığında ve şiddetinde artış g&ouml;zlenmiştir. Ancak hipoglisemi, &ouml;zellikle eğitimle ve kendi kendine sıkı kan şekerini takiple zamanla daha d&uuml;ş&uuml;k oranda g&ouml;zlenmiştir (2,3,4,5,6).<br /><br />Tip 1 diyabetli hastalarda &lsquo;&rsquo;ins&uuml;lin eğitimi&rsquo;&rsquo; tedavinin ve izlemin &ouml;nemli bir par&ccedil;asıdır. Eğitimde ins&uuml;linlerin &ouml;zelllikleri, tedavi şekli, beslenme, egzersizle ilişkisi, hipoglisemi ve hiperglisemi karşısında neler yapılabilebileceği bahsedilmelidir. ADA 2005 kılavuzlunda diyabetik hastalarda, tedavi hedeflerini A1c olarak % 7&rsquo;nin altını, a&ccedil;lık kan şekeri olarak 90-130 mg/dL ve tokluktaki en y&uuml;ksek kan pik kan şekeri değerini de en fazla 180 mg/dL olacak şekilde sınırlandırmıştır (5,6,7,8).<br /><br />Normal bir yetişkinde g&uuml;nl&uuml;k ins&uuml;lin ihtiyacı 30-50 &uuml;nite cıvarındadır. Normalde pankreas ins&uuml;lini iki fazda sekrete eder. Birinci fazda hızlı salgılanan bir ins&uuml;linle karaciğerdeki glikoz &ccedil;ıkışı baskılanır. Bu 8-10 dakika kadar s&uuml;rer. İkinci fazda ise 35-45 dakika kadar s&uuml;ren bir ins&uuml;lin sekresyonu olur. Bu ins&uuml;linle tokluktaki ge&ccedil; d&ouml;nem glisemi kontrol edilmektedir. İns&uuml;lin tedavisinde bu iki fazı sağlayacak bir tedavinin uygulanması glisemik kontrol&uuml; fizyolojiye en yakın şekilde sağlamaya &ccedil;alışacaktır (5,6,8). <br /><br /><strong>İns&uuml;linlerin tipleri</strong><br /><br />G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde en sık kullanılan ins&uuml;linler, insan ins&uuml;lini ve analog ins&uuml;linlerdir. İns&uuml;linler rekombinant DNA teknoloji ile &uuml;retilmektedir. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde kullanılan ins&uuml;linlerin farmakodinamik &ouml;zellikleri tablo 1 de g&ouml;sterilmiştir. Farmakokinetiklerine g&ouml;re değişik &ouml;zellik g&ouml;stermektedirler. Hızlı etkili, kısa etkili, orta etkili ve uzun etkili gibi. Analog ins&uuml;linlerin kullanıma girmesi ile endogen ins&uuml;linin etkisine ve dinamiğine benzerlik sağlanmıştır. İns&uuml;linin yerine koyma y&ouml;ntemi, bolus ins&uuml;lin/bazal ins&uuml;lin olarak d&uuml;zenlenmiştir. &Ouml;ğ&uuml;nlerdeki ins&uuml;lin ihtiyacı hızlı veya kısa etkili ins&uuml;linlerle sağlanıp bazal ihtiya&ccedil; ins&uuml;lin ihtiyacının ise orta veya uzun etkili ins&uuml;linlerle sağlanması bu konseptin temel felsefesidir. &Ouml;zellikle analog kısa ve uzun etkili ins&uuml;linlerin kullanıma girmesi ile hipoglisemi riskinde azalma, daha az kilo alımı ve g&uuml;n boyunca devam eden bazal ins&uuml;lin ihtiyacının karşılanabilmesi esnekliği sağlanmıştır (6, 8, 9, 10, 11). <br /><br />Hızlı etkili ins&uuml;linler, reg&uuml;ler ins&uuml;linin &ouml;ğ&uuml;nlere ilişkin fizyolojik ihtiyacı tam olarak karşılayamayıp &ouml;ğ&uuml;n sonrası da etkisinin devam etmesinden dolayı kullanıma girmiştir. Reg&uuml;ler ins&uuml;lin kullanımı ile &ouml;ğ&uuml;n gecikmesinde meydana gelen hipoglisemi ve &ouml;ğ&uuml;nden sonrada etkisinin devam etmesinden kaynaklanan hipoglisemi riski a&ccedil;ısından &ouml;nemlidir. Analog ins&uuml;linler subkutan injeksiyonla &ccedil;ok kısa s&uuml;relerde hekzamer formundan monomer bi&ccedil;imine ge&ccedil;ebilmekte ve sadece &ouml;ğ&uuml;nle birlikte ortaya &ccedil;ıkan glisemi y&uuml;ksekliğini d&uuml;zeltecek bir ins&uuml;lin yanıtının oluşmasına neden olmaktadır. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde ticari olarak ins&uuml;lin lispro, ins&uuml;lin aspartam ve &ccedil;alışmaları devam glulicine bulunmaktadır<br />(9,10, 11, 12).<br /><br />Lispro ins&uuml;linde reg&uuml;ler ins&uuml;linin B zincirinde 28. ve 29. pozisyonlarındaki prolin ile lizinin yerleri değiştirilmiştir. Lispro ins&uuml;lin 15 dakika gibi bir kısa s&uuml;rede etkisini g&ouml;stermektedir. Bu etki 60-90 dakika kadar s&uuml;rmektedir. &Ouml;ğ&uuml;n başında sırasında ve sonrasında da alınabildiği gibi ins&uuml;lin pompaları ile daimi inf&uuml;zyon olarak uygulandığında kristalize ins&uuml;linle verilen pompa tedavilerine g&ouml;re daha az hipoglisemi ve daha d&uuml;ş&uuml;k A1c ile karşılaşılmıştır. &Ouml;zellikle gastroparezisi olan hastalarda hipoglisemiden sakınmak a&ccedil;ısından &ouml;nemlidir (10, 11, 12).<br /><br />İns&uuml;lin aspartamda ise B zincirinin 28. zincirindeki prolin yerini aspartat almıştır. İns&uuml;lin aspartam uygulanmasında lispro ile benzerlik g&ouml;stermektedir. Reg&uuml;ler ins&uuml;lin uygulanmasına g&ouml;re daha az hipoglisemi ile karşılaşılmaktadır. Subkutan uygulandıktan 15-60 dakika kadar sonra yavaş bir şekilde dolaşıma katılmaktadır. 2-4 saat arasında tepe etkisini g&ouml;stermektedir (13). <br /><br />İns&uuml;lin glulisine, son yıllarda tarafından geliştirilen kısa etkili bir başka analog ins&uuml;lindir. B3 pozisyonunda asparginin lizin ile B29 da lizinin glutamik asitle yer değiştirmesi (LysB3 GluB29) ile elde edilir. Farmakokinetik ve farmakodinamik &ouml;zellikleri Lispro ve ins&uuml;lin aspartam ile tamamen benzerlik g&ouml;stermektedir (9). <br /><br /><strong>Orta Etkili Bazal İns&uuml;linler</strong> <br /><br />NPH ve lente ins&uuml;linler, ciltaltı emilimleri &ccedil;eşitli m&uuml;dahlelerle yavaşlatılmış ins&uuml;linlerdir. NPH ins&uuml;linin etkisi injeksiyondan 2.5-3 saat sonra g&ouml;stermekte, tepe etkisini ise 5-7. saatlerde ve etkinliğini de 13-16 saat kadar g&ouml;stermektedir. Tip 1 diyabette kullanımı daha &ccedil;ok reg&uuml;ler ins&uuml;lin veya mix ins&uuml;linlerin i&ccedil;erisinde yer alan formlarıyla s&ouml;zkonusudur. Emiliminde %20-30 oranında kusurlar g&ouml;zlenmektedir. Lente ins&uuml;lin ise injeksiyondan sonra etkisi 2.5 saat sonra ortaya &ccedil;ıkmakta, tepe etkisi ise 5-12 saat sonra etkinliği ise 18 saat kadar s&uuml;rmektedir. &Uuml;lkemizde kullanılmamaktadır (6, 8).<br /><br /><strong>Uzun etkili İns&uuml;linler </strong><br /><br />İnsan ins&uuml;lini olarak ultralente ins&uuml;linin injeksiyondan sonraki etkisinin başlama s&uuml;resi 4 saat, tepeye ulaşma etkisi ise 8-10 saat, ve etkinliğini s&uuml;rd&uuml;rmesi ise 20 saat kadardır. Biyolojik etkinliği orta s&uuml;reli ins&uuml;linler gibidir. NPH ins&uuml;lin kullanımının ultralente ins&uuml;line g&ouml;re daha iyi bir glisemik profil sağladığı g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r (6).<br /><br /><strong>Uzun etkili analog ins&uuml;linler</strong><br /><br />Glargine, insan ins&uuml;linine g&ouml;re daha y&uuml;ksek bir izoelektrik noktasına sahip olup subkutan dokuda prespitasyona uğrayarak daha uzun etki s&uuml;resine sahip olur. Bu ins&uuml;linde B zincirinin C terminaline bazik aminoasidler (31. ve 32. pozisyonlara iki arginin) eklenmiş, A zincirinin 21. sırasında bulunan asparajinin yerine ise glisin konulmuştur. B&ouml;ylece hekzameri oluşturan ins&uuml;lin molek&uuml;llerinin birbirine daha g&uuml;&ccedil;l&uuml; şekilde bağlanması sağlanmıştır. İnsan ins&uuml;linine g&ouml;re daha y&uuml;ksek&ccedil;e mitojenik bir potansiyel g&ouml;stermektedir. 6 yaşından k&uuml;&ccedil;&uuml;klerde, proliferatif retinopatide, gebelerde ve laktasyon d&ouml;neminde kullanım ruhsatı hen&uuml;z yoktur (6, 11, 12, 14, 15). <br /><br />Detemir, Lys B29 &Icirc; amino gruplarının kovalent asilasyonu ile oluşur. Bu modifikasyon ins&uuml;linin albumine % 98 oranında reversibl bağlanmasını sağlar. B&ouml;ylece insulinin subkutan dokudan emilimi yavaşlar. Tepe etkisi 6-8 saat i&ccedil;erisinde başlar ve 24 saatte kadar devam eder. Etkisi NPH ins&uuml;line g&ouml;re %24-36 daha azdır. NPH ile aynı glisemik kontroll&uuml; sağlamak i&ccedil;in daha y&uuml;ksek doz ins&uuml;lin kullanmak gereklidir. IGF 1 resept&ouml;r bağlanma ve mitojemik aktivitesi d&uuml;ş&uuml;kt&uuml;r. Hipoglisemik etkisi ve hastalar arası a&ccedil;lık glukoz varyasyonları azdır (11, 12, 16).<br /><br />Mix ins&uuml;linlerin tip 1 diyabet tedavisinde kullanımı &ouml;nerilmemektedir (8). <br /><br /><strong>İns&uuml;lin verilme şekilleri</strong><br /><br />İns&uuml;linler klasik olarak subkutan yolla olarak verilmelerine karşın injeksiyonu ortadan kaldıracak ins&uuml;lin verilme şekillerinin geliştirilmesi s&uuml;regiden bir uğraşı olmuştur. Bu arayışlar &ouml;zellikle inhaler ins&uuml;lin gelişiminde &ouml;nemli yol katedilmesine neden olmuştur. 1925&rsquo;lerden beri inhaler insulin &uuml;zerinde &ccedil;alışılan bir konudur. Akciğer alanı yaklaşık olarak 100 metrekare kadar olup geniş ve y&uuml;ksek bir emilim oranına sahiptir. İnhaler insulin exuberanın 6 aylık kullanımında tip 2 diyabetik hastalarda rahatlıkla tolere edildiği pulmoner fonksiyonlar a&ccedil;ısından ek bir patolojiye neden olmadığı g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. 12 haftalık 70 kişiden oluşan tip 1 ve 51 kişiden oluşan tip 2 diyabetli grupta inhaler insulin subkutan ins&uuml;linlerle karşılaştırılmış ve inhaler insulin kullanımının 12 haftalık, 1 yıllık sonu&ccedil;ları itibarıyla g&uuml;venli olduğu, A1c d&uuml;zeylerinde ise subkutan yolla ins&uuml;lin kullanan grup d&uuml;zeyine yakın bir kontrol sağlanmıştır. 1 olgu inhaler ins&uuml;lini bırakmış 7 olguda subkutan ins&uuml;line ge&ccedil;miştir (18). Gelecekte intensif tedavide uzun etkili bir analog ile tek injeksiyonun sağlanması ve prandiyal olarak ihtiya&ccedil; duyulan insulin boluslarının da inhaler insulin formlarıyla sağlanması s&ouml;zkonusu olabilir. Ancak kullanım i&ccedil;in solunum yolu infeksiyonlarının ve kronik akciğer hastalıklarının hastada olmaması gereklidir. Uzun s&uuml;reli kullanım ile ilgili olarak hen&uuml;z yeterli bilgi yoktur (6, 8, 18).<br />Nazal ins&uuml;lin kullanımı nazal alanın dar ve yetersiz olması zayıf biyoyararlanımın olmasından dolayı etkili olmamıştır. Rektal ins&uuml;lin uygulamasında da yeterli biyoyararlanım sağlanamamış ve uygulamasındaki sıkıntılardan dolayı devamı sıkıntılı olmuştur. İns&uuml;linin transdermal verilme &ccedil;alışmaları da yetersiz emilim kusurundan dolayı başarılı olamamıştır (6, 8).<br /><br />Oral insulin formlarından HIM2, buccal ve nazal insulin olarak oralin &ccedil;alışmaları devam eden insulin formlarıdır. Ancak hen&uuml;z kullanım i&ccedil;in yeterli deneyim yoktur (6, 8)<br /><br /><strong>Tedavi modelleri</strong><br /><br />İns&uuml;lin tedavisinde temel hedef fizyolojiye en yakın kan d&uuml;zeyini ve etkinliğini elde edebilmektir. Normale yakın glisemi değerleri sıfıra yakın hipoglisemi ve en az komplikasyon sağlanması bu tedavinin &ouml;nemli kilometre taşlarıdır. İns&uuml;lin ya &ouml;ğ&uuml;nlerle birlikte uygulanan kısa etkili ve birlikte alınan bir uzun etkili ins&uuml;lin rejimininden veya s&uuml;rekli ciltaltı ins&uuml;lin inf&uuml;zyonu rejimlerinden oluşmaktadır. DCTT &ccedil;alışması yoğun ins&uuml;lin kullanım modeliyle daha iyi glisemik kontrol ve daha az mikrovask&uuml;ler hasar ile birlikte daha sık hipoglisemi ile kilo alımınında artışı g&ouml;stermiştir. Gerekli bazal ins&uuml;lin uzun etkili ins&uuml;linle karşılanıp, &ouml;ğ&uuml;nlerde ise gereken ins&uuml;linin, kısa veya &ccedil;abuk etkili ins&uuml;linlerin &ouml;ğ&uuml;nlerden &ouml;nce veya &ouml;ğ&uuml;nlerle birlikte uygulanarak karşılanmasıdır. &Ccedil;abuk etkili analoglar, &ouml;ğ&uuml;n&uuml;n hemen başında, &ouml;ğ&uuml;n arasında veya &ouml;ğ&uuml;nden hemen sonra uygulanabilmektedir. Reg&uuml;ler ins&uuml;line g&ouml;re kısa etkili analog ins&uuml;lin kullanımında, daha az &ouml;ğ&uuml;n sonrası ve gece hipoglisemileri g&ouml;zlenmiştir. NPH ile bazal ins&uuml;lin ihtiyacı daha &ccedil;ok gece uygulanarak sağlanmaktadır. Gece hipoglisemileri sabah hiperglisemileri ve g&uuml;n&uuml;n b&uuml;y&uuml;k bir kısmında yetersiz kontrol, NPH tedavisinde &ouml;nemli sorunlardır. NPH uygulamasında, kilo alma uzun etkili analoglara g&ouml;re daha sıktır. Kısa etkili bolus ins&uuml;lin uygulaması ve NPH birlikteliğinde &ouml;ğ&uuml;n sonrası hiperglisemi karşımıza daha sık olarak g&ouml;r&uuml;lmektedir (6, 8, 20)<br /><br />İns&uuml;lin glargine ve detemir g&uuml;n&uuml;n herhangi bir saatinde uygulanma esnekliğine sahiptirler. NPH uygulamalarına g&ouml;re daha az hipoglisemi ile karşılaşılıp, a&ccedil;lık kan şekeri değerlerinde hedefler daha normale yakın sağlanabilmiştir. DCTT &ccedil;alışmasında intensif ins&uuml;lin uygulamalarında hipoglisemi sıklığı konvansiyonal ins&uuml;lin uygulama tedavi se&ccedil;eneğine g&ouml;re daha y&uuml;ksek oranda g&ouml;zlenmiştir. <br /><br />Tip 1 DM&rsquo;lilerde g&uuml;nl&uuml;k ins&uuml;lin ihtiyacı toplam 0.5-0.75 &uuml;nite/kg arasındadır. Balayı d&ouml;neminde bu oran 0.5 &uuml;nite/kg&rsquo;ın altına inebilmektedir. G&uuml;nl&uuml;k ins&uuml;linin % 40&rsquo;ını bazal ins&uuml;lin % 60&rsquo;ını kısa veya &ccedil;abuk etkili ins&uuml;lin oluşturmaktadır. Pompa uygulamasında ise, bazal ins&uuml;lin toplam dozun yarısını oluşturmaktadır. Lispro ve ins&uuml;lin aspartam uygulamalarında, kristalize ins&uuml;line g&ouml;rece daha iyi metabolik kontroller sağlanmıştır (6, 21)<br /><br />Uzun etkili analog ins&uuml;lin kullanımında a&ccedil;lık kan şekerinin izlemi ins&uuml;lin dozajını ayarlamada yardımcı olabilir. A&ccedil;lık kan şekeri 140 mg/dl ve &uuml;zerinde ise analog uzun etkili ins&uuml;lin dozu 4 &uuml;nite artırılır. A&ccedil;lık kan şekeri 120-140 mg/dL arasında ise bazal ins&uuml;lin 2 &uuml;nite artırılır. A&ccedil;lık kan şekeri değeri değeri 100-120 mg/dL arasında ise bazal ins&uuml;lin değeri 2 &uuml;nite, kan şekeri değeri 120-140 mg/dL arasında ise ins&uuml;lin dozu 4 &uuml;nite, 140-180 mg/dL arasında ise 6 &uuml;nite olarak artırılır. A&ccedil;lık kan şekeri değeri 180 mg/dL ve &uuml;zerinde ise bazal ins&uuml;lin 8 &uuml;nite artırılır (8, 14).<br /><br />Hiperglisemi durumunda ise reg&uuml;ler ins&uuml;lin veya kısa etkili analog ins&uuml;lin dozları değiştirilir. 1-2 &uuml;nitelik değişiklik kan şekerinde 30-50 mg/dL d&uuml;şmeyi sağlar. Tip 1 DM&rsquo; de, &ouml;ğ&uuml;nlerdeki karbonhidrat sayımı &ouml;nemlidir. Her 15 gram karbonhidrat 1 &uuml;nite ins&uuml;line denk gelmektedir. Hastanın karbonhidrat sayımı hakkında eğitilmesi daha az hipoglisemi ve hiperglisemilerle karşılaşmasını sağlayacaktır. Egzersize &ccedil;ıkılacağı zaman, egzersiz &ouml;ncesi &ouml;ğ&uuml;nde uygulanan kısa etkili ins&uuml;lin dozundan % 25&rsquo;e varan bir azaltma yapılmalıdır (6, 8)<br /><br />595 tip 1 diyabetliden oluşan 18 hafta s&uuml;ren bir &ccedil;alışmada, bir grup hastaya ins&uuml;lin detemir/ins&uuml;lin aspartam bir grup hastaya ise reg&uuml;ler ins&uuml;lin/NPH ins&uuml;lin kombinasyonu verilmiştir. Analog kullanılan grupta reg&uuml;ler/NPH kullanan gruba g&ouml;re A1c de daha belirgin bir d&uuml;şme, daha d&uuml;ş&uuml;k postprandiyal glisemi değerleri, g&uuml;n i&ccedil;erisindeki plazma glikoz d&uuml;zey değişkenliği daha az saptanmıştır. Gece hipoglisemilerinde % 21 oranında azalma g&ouml;zlenmiştir. 18 haftanın sonucunda detemir/aspartam grubunda ortalama 1 kg kadarlık bir ağırlık kaybı, reg&uuml;ler/NPH ins&uuml;lin kullanan grupda ise kilo alımı g&ouml;zlenmiştir (16).<br /><br /><strong>Tip 1 Diyabet ve İns&uuml;lin Pompası Kullanımı</strong><br /><br />İns&uuml;lin pompasının kullanılması, insulin tedavisinde hastanın duruma gore insulin dozajını değiştirme esnekliğini sağlar. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde 300.000 den fazla diyabetik hasta insulin pompası kullanmaktadır. Bunların &ccedil;oğu tip 1 diyabetik olgulardır. İlk pompa kullanımı 1970&rsquo;lerde başlamıştır. Tekrarlayan şiddetli hipoglisemi atağı olanlarda, hipoglisemi duyarsızlığında, gebelikte, insulin allerjisinde, down fenomeninde, geleneksel tedavi y&ouml;ntemlerinin başarısızlığında ve iğne fobisinde insulin pompası denenebilir. Egzersiz, menstr&uuml;asyon, v&uuml;cut ağırlığı değişikliklerinde ve s&uuml;regen hastalıklarda kullanım kolaylığı vardır. İns&uuml;lin pompası ile daha az hipoglisemi, ins&uuml;lin emiliminde daha az değişkenlik elde edilmektedir. Dawn fenomeninde belirgin d&uuml;zelme, hipoglisemilerde ise % 50-80 lik d&uuml;zelme sağlamaktadır. Pompaların brittle diyabete katkısı beklenenden daha da azdır (21, 22).<br /><br />Pompa ile ins&uuml;lin tedavisi başlanacak hastalar i&ccedil;in uyum &ouml;nemlidir. Uygulamaya başlamadan &ouml;nce bir ka&ccedil; vizitle hasta ve yakınları hazırlanmalıdır. Gereğinde bir psikologdan da destek alınabilir. Hasta d&uuml;zenli kan şekeri takibi yapabilmelidir. Ruhsal sorunları olanların, g&ouml;rmeyi engelleyecek ciddi retinopatisi olanların, yakın d&ouml;nem akut komplikasyonları olanların ve d&uuml;zenli kan şekeri takibi yapamayan bireylerin pompa kullanması uygun değildir. Diyabet eğitim merkezinde hastaya pompa ile ilgili teknik eğitiminin yanında beslenme eğitiminin tekrarı &ouml;zellikle karbonhidrat sayımının &ouml;ğretilmesi &ouml;nemlidir. Doz esnekliği varolup, doz azaltımı 0.05-0.25 &uuml;nite/saat aralıklarında yapılabilir. Yemek &ouml;ncesi, yemeklerden 2 saat sonra, yatmadan &ouml;nce ve gece 03.00&rsquo;da kan şekeri &ouml;l&ccedil;&uuml;l&uuml;r. Gecenin 2. kısmı i&ccedil;in (03.00-08.00 arası) i&ccedil;in ikinci bazal hız belirlenir (8, 21, 22).<br />&Ccedil;oklu ins&uuml;lin tedavisinden pompa tedavisine ge&ccedil;ilirken g&uuml;nl&uuml;k total doz % 30 oranında azaltılır. 24 saatlik periyodlarda bazal ins&uuml;lin kan şekeri takibine g&ouml;re d&uuml;zeyi gerekirse 4-5 kez değiştirlebilmektedir. &Ouml;zellikle glukowatch gibi sistemlerle kan şekeri daha sık aralıklarla izlenebilmektedir. Kısa etkili analog ins&uuml;linler subkutan tedavilere g&ouml;re daha rahat bir şekilde verilip, insulinin emilim ve dağılım kusurlarının ins&uuml;lin pompa kullanımında daha az olduğu g&ouml;zlenmiştir. 2-3 g&uuml;n devam eden bir kateter kullanımı ile subkutan ins&uuml;lin uygulamalarına g&ouml;re belirgin &ouml;l&ccedil;&uuml;de injeksiyon sayısında azalma sağlanır. &Ccedil;ift dalgalı insulin pompaları pankreası daha fizyolojik bir şekilde taklit edebilir. Bazal ins&uuml;linle birlikte aynı anda bolus ins&uuml;lini de vererek daha iyi postprandiyal glisemiyi kontrol&uuml; sağlanabilir. &Ouml;zellikle yağdan yoğun bir beslenmede &ccedil;ift dalgalı pompa kullanımında tek dalgalı insulin pompası kullanımına g&ouml;re daha iyi bir glisemik kontrol sağlanmıştır (6, 8, 21, 22)<br />Bolli ve arkadaşlarınca yapılan &ccedil;alışmalarda, NPH insulin, ins&uuml;lin pompası uygulaması ve insulin glargine ile karşılaştırılmıştır. &Ouml;ğ&uuml;nlerden &ouml;ncede hastalara lispro ins&uuml;lin verilmiştir. NPH kullanan grupda, pompa ve insulin glargine g&ouml;rece daha sık oranda hipoglisemi g&ouml;zlenmiştir. Pompa tedavisi iyi eğitimli ve uyumlu hastada fizyolojiye g&uuml;n&uuml;m&uuml;zde en yakın yanıtı verebilecek tedavi modelidir. Tip 1 diyabetlilerle yapılan Yale &Uuml;niversitesi &ccedil;alışmasında kısa etkili analog ins&uuml;linin pompa ile kullanımında ins&uuml;lin glargine/kısa etkili ins&uuml;lin g&ouml;rece daha iyi kan şekeri izlemi ve daha d&uuml;ş&uuml;k A1c d&uuml;zeyi sağlanmıştır (21, 22, 23, 24).<br /><br />Pompa kulanımında diyabetik ketoasidoz riskinde artış beklentisi son yıllardaki &ccedil;alışmalarda daha az olduğu g&ouml;r&uuml;lm&uuml;şt&uuml;r. Bode ve Zegler&rsquo;in &ccedil;alışmalarında pompa kullanımın, intensif ins&uuml;lin tedavisine g&ouml;re, diyabetik ketoasidoz gelişiminde belirgin bir farka neden olmadığı g&ouml;sterilmiştir. Hasta eğitimi ile diyabetik ketoasidoz riskinden korunulabildiği ve ketoasidoz a&ccedil;ısından risk oluşturabilecek cilt infeksiyonlarının daha az olduğu vurgulanmıştır (6, 8, 21).<br /><br />Tip 1 diyabetik gebelerde ins&uuml;lin pompa kullanımın, intensif ins&uuml;lin tedavisine g&ouml;re daha iyi bir glisemik kontrol ve daha az komplikasyonla karşılaşmayı sağlamıştır. Gebelikten sonra da pompa kullanımın devamı daha iyi bir glisemik kontrol a&ccedil;ısından yararlıdır (6, 8).<br /><br /><br />Tablo 1 Diyabet tedavisinde kullanılan bazı ins&uuml;linlerin &ouml;zellikleri<br /><br /><div align="center"><strong>İnsulin Praparatları</strong></div><div align="center"><strong>Etkinin başlangıcı</strong></div><div align="center"><strong>Tepe Etkisi</strong></div><div align="center"><strong>Etki s&uuml;resi</strong></div><div align="center"><strong>Aspart, glulisine, lispro</strong></div><div align="center"><strong>~15 dk</strong></div><div align="center"><strong>1&ndash;2 saat</strong></div><div align="center"><strong>4&ndash;6 saat</strong></div><div align="center"><strong>Human regular</strong></div><div align="center"><strong>30&ndash;60 dk</strong></div><div align="center"><strong>2&ndash;4 saat</strong></div><div align="center"><strong>6&ndash;8 saat</strong></div><div align="center"><strong>Human NPH, lente</strong></div><div align="center"><strong>2&ndash;4 saat</strong></div><div align="center"><strong>4&ndash;10 saat</strong></div><div align="center"><strong>12&ndash;20 saat</strong></div><div align="center"><strong>Human ultralente</strong></div><div align="center"><strong>4&ndash;6 saat</strong></div><div align="center"><strong>8&ndash;16 saat</strong></div><div align="center"><strong>18&ndash;24 saat</strong></div><div align="center"><strong>Glargine</strong></div><div align="center"><strong>2&ndash;4 saat</strong></div><div align="center"><strong>D&uuml;z</strong></div><div align="center"><strong>~24 saat</strong></div><br /><br /><br />Kaynaklar <ol style="list-style-type: decimal"><li>Pickup JC. Alternative forms of insulin delivery, In: Pickup JC, Williams G eds. Textbook of Diabetes, London: Blackwell S. Co, 34.1-34.26, 1997 </li><li>The Diabetes Control and Complications Trial Research Grup. The effect of intensive treatment on the devolopment and progression of longterm complications in ins&uuml;lin dependent diabetes mellitus. N. England Journal Medicine,1993; 329:977-986. </li><li>Writing team for the Diabetes Control and Complications Trial/Epidemiology of Diabetes Interventions and Complications Research Group. Effect of intensive therapy on the microvascular complications of type 1 diabetes mellitus. JAMA, 2002; 287:2563-2569. </li><li>Skyler SJ, DCCT: The Study That Forever Changed the Nature of Treatment of Type 1 Diabetes, Br J Diabetes Vasc Dis, 2004; 4(1):29-32. </li><li>Karam JH et al: Insulin, Greenspen FS, Gardner DG (ed), Basic and Clinical Endocrinology, Mc Graw Hill,USA, 17. ed., 698-704, 2004 </li><li>Cheng AYY, Zinman B, Principles of Insulin Therapy, Kahn CR, Weir GC, Jacobson AM, (eds), Joslin&rsquo; Diabetes Mellitus, 14&rsquo;th ed., Boston, 659-671., 2005 </li><li>ADA Clinical Practice Recommendations 2005, Diab Care 28 spl 1, 2005 </li><li>Croon L, Insulin-pharmacology, types of regimens and adjustments, Endotex.com, 2004 </li><li><a href="http://www.ncbi.nlm.nih.gov/entrez/query.fcgi?cmd=Retrieve&amp;db=pubmed&amp;dopt=Abstract&amp;list_uids=12941761" target="_blank">Rakatzi I, Ramrath S, Ledwig D, et al:</a> A novel insulin analog with unique properties: LysB3,GluB29 insulin induces prominent activation of insulin receptor substrate 2, but marginal phosphorylation of insulin receptor substrate, Diabetes, 2003, 52(9):2227-38. </li><li>Hirsch IB, Treatment of Patients with Severe Insulin Deficiency: What We Have Learned Over the Past 2 Years, The American Journal of Medicine, 2004, 116(3A), 17-22. </li><li>Hirsch IB, Insulin Analogues, N. Engl. J. Med., 2005, 352:174-83. </li><li>Riddle MC, Timely Initiation of Basal Insulin, The American Journal of Medicine, 2004, 116(3A), 3-9. </li><li>Heller SR, Colagiuri S, Vaaler S, et al: Hypoglycaemia with insulin aspart: a double-blind, randomised, crossover trial in subjects with Type 1 diabetes Diabetes UK., <em>Diabetic Medicine</em>, 2004, 21. 769&ndash;775. </li><li>Yki-J&auml;rvinen H, Insulin therapy in type 2 diabetes: role of the long-acting insulin glargine analogue, European Journal of Clinical Investigation, 2004;34, 410&ndash;416 </li><li>Yogish C., Kuduva Y, Ananda B., et al: Randomized Controlled Clinical Trial of Glargine Versus Ultralente Insulin in the Treatment of Type 1 Diabetes, Diab. Care, 2005, ( 28), 10-14. </li><li>Hermansen K, Fontaine P, Kukolja KK, Peterkova V et al., Insulin analoues (insulin detemir and insulin aspart) versus traditional human insulins (NPH insulin and regular human insulin) in basal-bolus therapy for patients with Type 1 diabetes, Diabetologia, 2004; 47, 622-629. </li><li>Tsui E, Barnie A, Parkes R, Zinman B, et al: Intensive Insulin Therapy With Insulin Lispro: A Randomized Trial of Continuous Subcutaneous Insulin Infusion Versus Multiple Daily Insulin Injection, Diab Care, 2001; 24(10):1722-1727. </li><li>Hollander PA, Blonde L, Rowe R, Mehta AE, et al: Efficacy and safety of inhaled insulin (exubera) compared with subcutaneous insulin therapy in patients with type 2 diabetes: results of a 6-month, randomized, comparative trial. Diab. Care. 2004; 27(10):2356-62. </li><li>Bode BW, Tamborlane WV, Davidson PC. Insulin pump therapy in the 21st century. Strategies for successful use in adults, adolescents, and children with diabetes. Postgrad Med. 2002;111:69-77. </li><li>Day C, Archer H, Bailey CF, Recent Advances in Insulin Therapy, Br J Cardiol, 2003; 10(5):379-383. </li><li><a href="http://www.ncbi.nlm.nih.gov/entrez/query.fcgi?cmd=Retrieve&amp;db=pubmed&amp;dopt=Abstract&amp;list_uids=11921425" target="_blank">Bode BW, Sabbah HT, Gross TM, Fredrickson LP, Davidson PC.</a> Diabetes management in the new millennium using insulin pump therapy. <br />Diabetes Metab. Res. Rev., 2002; 18 Suppl 1:14-20. </li><li>Lepore M, Pampanelli S, Fanelli C, Bolli GB. et al: Pharmacokinetics and pharmacodynamics of subcutaneous injection of long-acting human insulin analog glargine, NPH insulin, and ultralente human insulin and continuous subcutaneous infusion of insulin lispro. Diabetes, 2000; 49(12):2142-8. </li><li>Porcellati F, Rossetti P, Pampanelli S, Fanelli CG, Bolli GB. et al: Better long-term glycemic control with the basal insulin glargine as compared with NPH in patients with Type 1 diabetes mellitus given meal-time lispro insulin. Diabet. Med. 2004; 21(11): 1213-20. </li><li><a href="http://www.ncbi.nlm.nih.gov/entrez/query.fcgi?cmd=Retrieve&amp;db=pubmed&amp;dopt=Abstract&amp;list_uids=15735183" target="_blank">Hirsch IB, Bode BW, Garg S, Lane WS, et al</a>: Continuous Subcutaneous Insulin Infusion (CSII) of Insulin Aspart Versus Multiple Daily Injection of Insulin Aspart/Insulin Glargine in Type 1 Diabetic Patients Previously Treated With CSII. Diab Care, 2005; 28(3):533-8.</li></ol>]]></description>
         <link>http://erdalduman.com/blog/2009/03/tip_1_diyabet_ve_nsuelin_kulla.html</link>
         <guid>http://erdalduman.com/blog/2009/03/tip_1_diyabet_ve_nsuelin_kulla.html</guid>
         <category></category>
         <pubDate>Tue, 24 Mar 2009 11:30:53 +0300</pubDate>
      </item>
            <item>
         <title>obezite</title>
         <description><![CDATA[<p class="MsoNormal" style="margin: 0cm 0cm 10pt"><strong><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'">G&uuml;n&uuml;m&uuml;z&uuml;n Salgını Obeziteye Kısa Bir Bakış</span></strong><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'"><br /><br /><br /><br /></span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Arial','sans-serif'">Obezite veya halk arasındaki adıyla şişmanlık, v&uuml;cutta fazla miktarda yağ kitlesinin birikmesi sonucu ortaya &ccedil;ıkan ve mutlaka tedavi edilmesi gereken s&uuml;reğen bir hastalıktır. Obezite, besinlerle alınan enerji miktarının, metabolizma ve fizik aktivite ile t&uuml;ketilen enerji miktarının aşması sonucu ortaya &ccedil;ıkar.</span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'"><br /><br /></span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Arial','sans-serif'">Obezite, şeker hastalığına, kalp/ damar, solunum, uyku bozukluları sendromu, enfeksiyonlara eğilim, kanser, kire&ccedil;lenme, depresyon, sindirim sistemi hastalıkları, cinsel sorunlara (iktidarsızlık), iş ve sosyal yaşamda rahatsızlıklara zemin hazırlayan, eşlik eden bir hastalıktır. Obezite, yaşamı kısaltan ve yaşam kalitesini olumsuz y&ouml;nde etkileyen bir hastalıktır. G&uuml;n&uuml;m&uuml;zde b&uuml;t&uuml;n d&uuml;nyada yoğunluğu giderek artan salgın hastalık gibi yayılmaktadır. Bu salgından &uuml;lkemiz de etkilenmektedir. Yetişkinlerimizin hemen hemen &uuml;&ccedil;te biri obez veya obez sınırındadır.</span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'"><br /><br /></span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Arial','sans-serif'">Obezite i&ccedil;in en yaygın kullanılan &ouml;l&ccedil;&uuml;m, Beden Kitle İndeksi ya da İngilizce adıyla &quot;Body Mass Index&quot; (BMI) ve bel &ccedil;evresi &ouml;l&ccedil;&uuml;m&uuml;d&uuml;r. BKİ nin 30 ve &uuml;zerinde olması obez, 25 ve &uuml;st&uuml;nde olması balıketi olarak tanımlanmaktadır. Erkeklerde bel &ccedil;evresinin 94 cm ve &uuml;st&uuml;nde olması artmış risk, 102 cm ve &uuml;st&uuml;nde olması ise y&uuml;ksek risk olarak tanımlanmaktadır. Kadınlar i&ccedil;in bu rakamlar sırasıyla 80 ve 88 cm olarak hesaplanmıştır. </span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'"><br /><br /></span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Arial','sans-serif'">Obezite bir hastalıktır. Nasıl ki bir kulak burun boğaz hastalığı i&ccedil;in veya bir g&ouml;z hastalığı i&ccedil;in ilgili uzman hekimi tarafından muayene ve takibiniz yapılıyorsa obezitede ilgili uzman tarafından izlenmelidir. Bir endokrinoloji/metabolizma hastalıkları uzmanı, bu konuda uzmanlaşmış bir i&ccedil; hastalıkları uzmanı tarafından izlenip ilgili hekimin denetiminde belirlenen bir beslenme programı ile beslenme uzmanı tarafından tıbbi beslenmenizin izlenmesi, gereğinde bir spor hekimi, klinik psikolog veya psikiyatrist tarafından ilgili konularda destek sağlanabilir. Bir uzman hekime g&ouml;r&uuml;nmeden sadece bir beslenme uzmanı ile g&ouml;r&uuml;şmek obezitenize neden olabilecek ciddi bir hastalığın atlanmasına, yandaş hastalıklardan kaynaklanan sorunların &ccedil;&ouml;z&uuml;m&uuml;nde sıkıntılara neden olabilir. Beslenme uzmanları hekim olmayıp, optisyen ve fizyoterapist gibi tedavinizde yardımcı sağlık ekibini oluşturmaktadırlar. Beslenme uzmanları hekiminizle birlikte tıbbi beslenmenizin d&uuml;zenlenmesinde ve takibinde tedavi ekibinin &ouml;nemli bir elemanıdır. </span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'"><br /><br /></span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Arial','sans-serif'">Obezite tedavisi bir bakıma bağımlılık tedavisi gibidir. Uzun s&uuml;relidir. Katılım gerektirir. Sabır işidir. Ailenin desteği &ouml;nemlidir. Tedavi, yaşam tarzı desteğini, kişinin kendisi ile barışık olmasını, tıbbı beslenmeyi, yandaş hastalıkların tedavisini, gereğinde tıbbi ila&ccedil; ile cerrahi tedavilerini kapsar. Tedavide mucize y&ouml;ntem ve ila&ccedil; yoktur. Obezitenin nedenleri arasında genetiğin payı %20&ndash;30 oranındadır geriye kalan b&uuml;y&uuml;k kısmını &ccedil;evresel nedenler oluşturur. Geninize g&ouml;re d&uuml;zenlenmiş genetik beslenme tedavileri ile ilgili olarak hen&uuml;z elimizde kesin oturmuş yeterli veri yoktur. Y&uuml;zlerce gen noktasının obezitenin veya obezite ile ilişkili sorunlarda katkısı olduğu d&uuml;ş&uuml;n&uuml;lmektedir. Kan grubunuza, burcunuza, ayrıştırmaya g&ouml;re beslenme tedavilerinin yeterli sağlam bilimsel desteği yoktur. </span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'"><br /><br /></span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Arial','sans-serif'">Yaşamak i&ccedil;in beslenmek şart. Peki, nasıl besleneceğiz? Beslenmek en &ouml;nemli haz kaynaklarımızdan birisidir. G&uuml;zel bir d&ouml;nere, tatlıya kim hayır diyebilir ki. Sağlıklı yaşamın yolu, sağlıklı beslenmeden ge&ccedil;er. Bunu sağlamak o kadar zor değil. Akdeniz mutfağını uygulamak bunun g&uuml;zel bir &ouml;rneği. Lifli gıdaların deniz &uuml;r&uuml;nlerinin zeytinyağının egemen olduğu bu mutfak k&uuml;lt&uuml;r&uuml; iyi bir başlangı&ccedil; noktası olabilir. Yapmamız gereken, k&uuml;&ccedil;&uuml;k birka&ccedil; adımı atabilmek, gerisi kendiliğinden gelir zaten </span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'"><br /><br /></span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Arial','sans-serif'">Besinlerden aldığınız enerji mutlaka dengeli olmalıdır. Bir g&uuml;nde alacağınız enerjinin %50-60&rsquo;ı karbonhidratlardan (tahıllar), %30&rsquo;u yağlardan, %10-15&rsquo;i de proteinlerden (et, s&uuml;t &uuml;r&uuml;nleri, kuru baklagiller) karşılanmalıdır. Satın alacağınız ambalajlanmış gıdaların &uuml;zerindeki etiketleri mutlaka okuyunuz. Paketin &uuml;zerinde; i&ccedil;indekiler, kalori, mineral, vitamin ve besin i&ccedil;erikleri ile &uuml;retim ve son kullanma tarihleri yazmayan &uuml;r&uuml;nleri almayınız. Pahalı bir &uuml;r&uuml;n daima kaliteli ve sağlıklı bir &uuml;r&uuml;n demek değildir. Taze besinler kullanılmadan &ouml;nce &ccedil;ok iyi yıkanmalı ve kurulanmalıdır. Sebzeler ve meyveler gerekli ise soyulmalı ve m&uuml;mk&uuml;n olduğunca kabuklu olarak ve &ccedil;iğ, ya da az suda hafif pişmiş olarak t&uuml;ketilmelidir. Yeşil sebzeler pişirilecekleri zaman kesilmeli ve m&uuml;mk&uuml;n olduğunca buharda pişirilmelidir. K&ouml;k sebzeler hafif tuzlu ve ancak &uuml;zerini &ouml;rtecek kadar az suda pişirilmelidir. Ekmeği kızartmak ya da past&ouml;rize s&uuml;t&uuml; kaynatmak, vitamin kaybına, ekmekteki posa kalitesinin d&uuml;şmesine ve proteinlerin bozulmasına neden olmaktadır. </span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'"><br /><br /><br /></span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Arial','sans-serif'">Yağlar yaşamak i&ccedil;in ihtiyacımız olan 6 temel besin maddesinden biridir. Enerji verirler ve A, D, E, K vitaminlerinin v&uuml;cudumuza alınarak faydalı olmasını sağlarlar. Yağsız bir beslenme tehlikelidir. Kuyruk yağı ve tereyağı gibi, et ve s&uuml;t &uuml;r&uuml;nlerinde bulunan hayvansal yağlar, doymuş yağlardır ve kandaki k&ouml;t&uuml; kolesterol d&uuml;zeyini y&uuml;kseltirler. Salam, sosis, sucuk gibi hayvansal yağlardan ve kolesterolden zengin gıdalardan ka&ccedil;ınınız. Etlerin g&ouml;r&uuml;n&uuml;r yağlarını temizleyiniz. Tavuk ve balığın yağlı olan derisini yemekten ka&ccedil;ınınız. Sardalye, ton balığı, somon balığı, uskumru, midye, istiridyede, yenge&ccedil; gibi kabuklu deniz &uuml;r&uuml;nleri, doymamış yağlar ve esansiyel yağ asitlerinden zengindir. Karides, kalamar ve ıstakoz ise y&uuml;ksek oranda kolesterol i&ccedil;erir. Se&ccedil;iminizi yaparken bunlara dikkat ediniz. Hazır katkı &uuml;r&uuml;nlerinden ka&ccedil;ınınız. Mayonez ket&ccedil;ap vb &uuml;r&uuml;nler yerine m&uuml;mk&uuml;nse kendi hazırladığınız sosları kullanınız. Yemek yaparken kızartma yerine fırın, ızgara, buğulama ve haşlama gibi y&ouml;ntemleri tercih ediniz.</span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'"><br /><br /><br /></span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Arial','sans-serif'">Yemeklerinizde tuz yerine taze doğal otları ve baharatları kullanmaya &ouml;zen g&ouml;steriniz. Yemeğe salata ya da deniz &uuml;r&uuml;nleri gibi iştah a&ccedil;ıcılar ya da sebzeli ve az yağlı, sıcak bir &ccedil;orba ile başlayabilirsiniz. İ&ccedil;ecek olarak su, soda, taze meyve suyu ya da d&uuml;ş&uuml;k kalorili i&ccedil;ecekler tercih ediniz. Hazır tatlı i&ccedil;ecekleri yoğun şekilde kullanmayınız. Salatalar karbonhidrat, vitamin ve lif a&ccedil;ısından zengin besinler olduğu i&ccedil;in bol miktarda t&uuml;ketilmelidir. Tatlandırmak i&ccedil;in &ccedil;ok az sıvı yağ, sirke ya da limon kullanınız.</span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'"><br /><br /><br /></span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Arial','sans-serif'">Porsiyonları m&uuml;mk&uuml;n olduğunca k&uuml;&ccedil;&uuml;k tutunuz, az az, sık sık besleniniz. Ekmek olarak m&uuml;mk&uuml;nse kepekli buğday ekmeğini tercih ediniz. &Ccedil;&uuml;nk&uuml; kepek bağırsakların daha d&uuml;zenli &ccedil;alışmasına yardımcı olur. Yemek aralarında muhakkak ara &ouml;ğ&uuml;n alınız. Ara &ouml;ğ&uuml;nlerde tercihiniz meyve veya posalı gıdalar olmalıdır. Akşam yemeğinden sonraki &ccedil;erez ve ağır tatlı partilerinden ka&ccedil;ınınız G&uuml;nde en az 2&ndash;3 litre su i&ccedil;meye gayret ediniz. Yazın veya yoğun fiziksel uğraşı gerektiren durumlarda bu miktarı artırınız.</span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'"><br /><br /><br /></span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Arial','sans-serif'">Yemeği ağır tatlılar yerine meyve, komposto ya da hafif tatlılar ile tamamlayınız. Tereyağlı ve kremalı tatlıları tercih etmeyiniz. D&uuml;zenli kahvaltı alışkanlığını edininiz. Kahvaltıya taze meyve ya da bir bardak portakal suyu ile başlayınız. Ağır yağlı poğa&ccedil;a simit ve benzeri şeylerden m&uuml;mk&uuml;nse ka&ccedil;ınınız </span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'"><br /><br /><br /></span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Arial','sans-serif'">M&uuml;mk&uuml;nse dışarıda &ccedil;ok sık yemeyiniz. Hazır restoran zincirlerin daha az tercih ediniz. Eğer bu tarz restoranlara gideceksiniz. Kalorisi ve yağı d&uuml;ş&uuml;k hafif gıdaları tercih ediniz. </span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'"><br /><br /></span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Arial','sans-serif'">D&uuml;zenli uyku alınız. İyi alınmamış bir uyku g&uuml;n&uuml;n&uuml;z&uuml;n sıkıntılı ge&ccedil;mesine ve yaşam kalitesinin bozulmasına neden olmaktadır. D&uuml;zenli egzersiz ile kastettiğimiz şey her g&uuml;n ortalama 30&ndash;45 dk kadar orta tempolu y&uuml;r&uuml;y&uuml;ş baslangic icin yeterli olmaktadır. M&uuml;mk&uuml;nse doğada ve ailenizle birlikte y&uuml;r&uuml;y&uuml;şlere &ccedil;ıkınız. D&uuml;zenli y&uuml;zme ve gereğinde bir spor cihazını kullanmak, d&uuml;zenli bir spor salonuna gitmek yarar sağlayabilir/</span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Verdana','sans-serif'"><br /><br /></span><span style="font-size: 10pt; color: black; line-height: 115%; font-family: 'Arial','sans-serif'">Obezite tedavisinde hedef sağlık i&ccedil;in gereken riskin azaldığı kiloya ulaşmak ve bu ağırlığı korumaktır. Hareketsizliğin artığı, insanların daha &ccedil;ok masa başında olduğu bir d&uuml;nyada, her t&uuml;rl&uuml; gıdaya, bol miktarda, &ccedil;ok rahat ve ucuz bir şekilde ulaşımı kolaydır. Ayda 2&ndash;4 kg kadar ağırlık kaybı ve toplamdaki v&uuml;cut ağırlığının %5&ndash;10 kadarını kaybedip koruyabilmek sağlıkla ilgili risklerde belirgin d&uuml;zelme sağlamaktadır. Obezite tedavisi kişisel &ouml;zellikler g&ouml;stermekle birlikte bu yazıda bahsedilenler g&uuml;ndelik yaşamda ailenizle birlikte uygulayabileceğiniz temel sağlık i&ccedil;in gereken &ouml;zellikleri i&ccedil;ermektedir.</span></p>]]></description>
         <link>http://erdalduman.com/blog/2009/03/obezite.html</link>
         <guid>http://erdalduman.com/blog/2009/03/obezite.html</guid>
         <category></category>
         <pubDate>Mon, 23 Mar 2009 21:39:57 +0300</pubDate>
      </item>
      
   </channel>
</rss>

